Dünyaya vücudunun sağ tarafı inmeli,hemen hemen hiç tutmaz bir halde geldiği için yazıyı sol eliyle yazan ve bu sebeple solak manasına Yesari lakabıyla anılan Mehmed Esad Yesari Efendi yazıda çok güçlü ve bütün hattatlara üstünlüğü apaçık bir zat idi.O kadar ki hattatlar arasında “Anadolu’nun İmad’ı” sayılan Şeyhülislam Veliyüddin Efendi onun halini ve yazısındaki benzersiz güzelliği gördükçe. “Cenabı Hak bu zatı bizim kibirli burnumuzu kırmak için göndermiştir.”derdi.
MEHMED ESAD YESARİ
İstanbulda doğmuştur.Babası Kara Mahmud Ağa namıyla tanınan Anadolu Kazaskerliği mübaşirlerinden bir zattır.
Dünyaya sağ tarafı felçli olarak gelen Mehmed Esad,yazıya Seyyid Mehmed Dedezade isimli son derece halim ve selim ve derviş tabiatlı bir hocada başlamış ve kısa bir süre sonra icazet almayı başarmıştır.
Sol eliyle yazı yazdığı halde,hat sanatımızın en büyük ustaları arasına girmeyi başaran Mehmed Esad Efendi bir süre sonra kadılık rütbesine kadar yükselmiş,sarayda yazı hocası olmuştur.Bilhassa Ta’lik yazıda üstad kabul edilen Yesari 1791 yılında oğlu meşhur Hattat Yesarizade Mustafa İzzet Efendi ile hacca gittikten sonra 1798 yılında İstanbul’da vefat etmiştir.Kabri Fatih Camii mezarlığındadır.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Merhum Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver Kök Mecmualarında dört sayı devam eden "Zat-ı Sami'lerini Ziyaret" isimli pek güzel bir yazı neşrederek hattat Sami Efendi hakkında duyduklarını nakletmiştir.Bu yazıdan anlaşıldığına göre büyük hat dehası Sami Efendi hoş meşrep,hafif ruhlu,nüktedan,velhasıl rind meşrep bir zattır.Çok defa güzel hikayeler anlatarak etrafındakileri güldürür,ama kendisi hiç gülmez!Geceleri sokağa çıkmaz.Gece sohbetleri tertip eder ve misafirlerine ikramı pek sever.Misafirler için bahçesinden bizzat meyve topladığı ve akşam üzerleri onlara süt ikram ettiği görülür.Sabah erken kalkar ve kendi hususi kahve takımı ile kahve pişirip iki bardak üst üste içer.Beş vakit namazı geçirmez,nafile namazlar kılar ve oruçlarını aksatmaz.
Talabalerine karşı hoşgörülüdür.fakat,bunu belli etmez.Onların şımarmalarına rızası yoktur.Daima nükteli konuşur,hazır cevap ve hoşsohbet bir insandır.Hakkında birçok şey anlatılan bu büyük hattat günlerden bir gün talebelerinden Necmeddin Efendi'nin kendisine un kurabiyesi getirdiğini görünce,kalın bir ses ile:''Bana bak,ben böyle şeylerden hazetmem!'' diyerek paketi elinden almış,içeri girmiş.Fakat bir türlü dönmemiş.Odaya girince :''Ben ömrümde böyle şey görmedim". Ve hemen sağ elini kırmızı para kesesine daldırıp,aldığı bir mecidiyeyi uzatmış ve:''Haftaya bana bu kurabiyeden getir!.''demiş.Sonra Necmeddin Efendi,kurabiyeciyi tarifle onun evine göndermiş.Pencerenin önünde''Ala un kurabiyelerim var,''diye bağırınca Sami Efendi :"Sen Necmeddin'in kurabiyecisi misin?" diye sorup hepsini satın almış ve misafirlerine ikram etmiş.
Sami Efendi anlatıyor:
"Malumu alileri, vezaret menşurları Divan-ı Hümayun 'da yazılır. Nöbet hangi kalem efendisindeyse menşuru o yazar. Abraham Paşa 'nın vezaret menşurunu, sırada olduğumdan ben yazdım. Resmi muamelesi bitince "Sen götür" dediler. Ben de, Büyükdere 'de Paşa 'nın çiftliğine götürdüm. Adet üzere getirene bir hediye verilir. Menşuru eline verdim. Paşa o kadar memnun oldu ki, bir torba altını karşıdan kucağıma fırlattı. Ben şaşırdım "Niye baktın az mı geldi?" diye bir torba daha uzattı.Ben büsbütün şaşırdım. "Beğenmedin galiba" diye bir torba daha boşalttı. Bunun üzerine: "Bak bana Paşa eğer bunları şakadan veriyorsan, ben aldığımı geri vermem ha?..." deyince hepimiz gülmekten kırıldık.
Sami Efendi' nin damadı Suat Bey anlatıyor:
"-Peder, revaçta olduğu bir zamanda kendisi tarafından yazılmamış, lakin imzalı bazı celi yazılarının levhalanarak piyasada satıldığını duymuş. Dostları tarafından yapılan tahkikatta Valide Hanı'nda bir acem tarafından yazıldığı öğrenilince oraya gitmiş, kendisi bize olayı şöyle anlattı:
-"Birgün kalktım, Valide Hanı'na gittim. Dakk-ı bab ettim, kalın bir ses: "Gel" dedi. Baktımki iri yarı bir acem, ortada bir sehpa üzerinde bir levhaya eğilmiş. Herifin elinde bir fırça, diğer elinde nargile marpuçu, tokurdata tokurdata içiyor. Bir yandan da yazı resmediyor.
"Mevlana, kimin yazısı?" diye sordum. kemali azametle başını çevirip bana baktı:
-"Sami'nin" dedi.
"-Vallahi ben yazmadım, billahi ben yazmadım," deyince acem telaşla yerinden fırlayıp elime ayağıma kapandı."Efendim, diğer hattatlardan her kimin olursa olsun, kalıplarından yapıp, hakiki imzalarından dahi koysam, kimse on para vermez. Öyle sizin olmayan yazıyı yapıp da, altına imzanızı atınca, halk kapış kapış alıyor ve bende bu suretle çoluk çocuk geçindiriyorum. "Af buyurunuz" dedi. Ne ise adamı bu işten men ettik".
Merhum Süheyl Ünver "Zat-ı Sami'lerini Ziyaret" isimli yazısının son taraflarında büyük hattat Sami Efendi için şu tespitlerde bulunuyor.
Yanında oturanlara dikkat eder. Bir gün hattat Abdülkadir Efendi gelir.Hemen kapı yanındaki sandalyeye diz çökerek oturur. Sami Efendi bu vaziyete tahammül edemeyerek: "Hoca!. Bacaklarını sallandır, öyle bir yalı kazığında oturur gibi oturma. Sandalye bacaklar insin diye yapılmıştır" der.
Birisine kızmış ise, başını pencereden uzatıp, ona: "Ben evde yokum!" dediği de olur.
Talebesini misafirler yanında tevbih ettiği olur. Beğenmezse söylenir. Ders günleri on kadar talebe olurmuş. Arada misafirler de gelir, hikayeler söyler. Ekserisi Ömer Vasfi Efendi üzerine. Salı ders günleri Ömer gelsin diye dört gözle bekler.İkisi de şakacı.
Hattat Bahir'e birgün demişki: "Sen de bizim gibi ihtiyarlayacaksın, yazıyı yazarsın canın sıkıldımı bırakırsın. Bir müddet sonra hatanı kendin görürsün."
Yazılarını iyi muhafaza etmeyip katlayana kızar.
Kemankeş Bahir bir gün Sami Efendi'den bahsederken dedi ki: "Hangi taşın altından kaldırsan çıkar, o mucizeydi". Güzel yazıdan anlayanlar derlerdi ki: "Sami Efendi merhumun yazılarını Rakım Efendi görseydi, mutlaka hayır dua ederdi. Zira yazıda çok titiz davranmıştır. İhmal ve laubaliliği yoktu.
Çok mütevazi idi. Bazen yazdığını talebesine göstererek "Bir şey (yani bir hata) görüyorsanız söyleyin Allah aşkına" derdi.
SAMİ EFENDİ
1838 yılında istanbulda doğdu.Babası Hacı Mahmud Efendi'dir.Küçük yaşlardan itibaren sülüs,nesih,celi ve divani yazılar yazmış ve büütn bu yazı çeşitlerinde üstün bir başarı göstermiştir.Son derece hassas ve dikkatli bir kimse olan Sami Efendi 19. yüzyılda yetişmiş hattatlarımızın en büyüklerindendir.Pek çok değerli talebeye icazet verdikten sonra 1912 yılında istanbulda vefat edip,Fatih Camii avlusunda defnedilmiştir.
( Ahmet EFE / Güzeli Bulmak-Hattatların Hali )
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!