:Bazen akordeonun ritimlerinde,bazen kemençenin tellerinde,bazen de neyin nefesinde diyar diyar sürgün bir son zaman Hatime'si olmanın adı!Uzunyayla'nın bağrında bir Çerkes kızı...Beyan-ı hal:Hal lisanı ile kalbin konuştuğu,aklın sustuğu yer...

KALBİMİ TİTRETİYOR SESİN

1/3/2008 · Kategori: cerkeslige dair

Adı konmamış sevdalar yaşarmış aşık! “Geçmişler geleceğe,suyun suya benzemesinden daha çok benzermiş.”(1)Kah bin yıl öncesini,kah bin yıl sonrasını dillendirirmiş nağmeler…Muhabbetten örülü gönül saraylarının duvarlarında pşinenin sesi yankılanırmış “wer seru”.(2)

Gündüzün aydınlığında,gecenin alaca karanlığında ceuq’e başlarmış köyün gençleri.Pşine konuşmaya başlarmış;geçmişi yad ettirir,geleceğe yadigar olacak hikayeler anlatırmış “wer seru”.Bir pşaşe ile bir şawe zaman ve mekandan ayrı, kendi dünyalarında ceuqleriyle baş başa kalırlarmış.Sonra pşaşeler,şaweler werşer ederlermiş zeheslerde.Pşine sesiyle titreyen kalpler,gün ışıyana kadar muhabbetin tadına doyamazlarmış.

Aşığın kalbi güzel olan her sesle kendinden geçermiş ama pşine sadece bir Çerkes’in kalbini titretirmiş ince uzun…Ondan süzülen nağmeleri kalbinde duyanlar,zamanla onun türlü türlü sevdalara yüklü olduğunu fark ederek hayretten hayrete düşerlermiş.

Gün doğuda ağarırken batıda yeniden doğarmış.Her yeni gün bir öncekinin yüküyle beraber çıkarmış yola.Tekrar tekrar sevdalanırmış aşık.Görmediği,gitmediği diyarlardan aldığı dost selamlarıyla rüzgara karışırmış avazı...

Birgün ıssızlığın ortasında,yorgun kıyılarda dolaşmaya başlamış adımları…Batmakta olan güneşin kızıllığı alıp sürüklemiş Artemiz’i Sohum önlerine.Gök alabildiğine kızıl,deniz sakin,kumsal öylesine yorgunmuş Artemiz’in durgunlaşan gözlerinde.

Uzun altın saçını rüzgar savuruyormuş dalgaların akıntısına doğru.Dalgalanan saçının ışıltısı,hafiften kararmaya başlayan göğün karaltısına karışıyormuş.Uzaklardan,Kuban’ın solgun kenarından geldiği bu kumsala bir ufuk vakti veda etmek üzere hazırlanıyormuş Artemiz.

Güneşin varlığında sakinliğini koruyan dalgalar,karanlıkla yerini hoyratlığa bırakıyorken,denizin izini gözlerinden usulca çeken Artemiz,yürümeye başlamış.Bir yanda saçını savurmuş rüzgar,diğer yanda babasından yadigar şolohuyla gerisinde bırakmış Sohum’u.

Her adımda bir hikaye nakşolmuş yüreğine.Adımlarının ağırlığı çökmeye başlayınca üzerine,atının terkisine sıçrayarak yol almış ardında yitik şehrin yitik insanlarını bırakarak.Yitikleşmiş bir dünyada hala yürek fetihleri bitmeyen insanların varolabileceği hayaliyle kaybolmuş karanlığın koynunda.

Güvercin kanadında taşırmış sevdayı,uçtukça zerre zerre gönüllere düşsün diye.1787’de yeniden başlamış insanın insanı kırması…Bir yanda kana doymak bilmeyen Rus orduları,diğer yanda ise cedd-i Osmanlı…Arada kalmış Kafkasya…1790 Eylülünde Kuban’ın solgun kenarında Kurina’nın yüreğine düşmüş güvercinin acı sevdası…Yaslamış sırtını ulu meşe ağacına,almış pşinesini eline, kaybettiklerinin ardından ağıtlar dizmeye…Pşine ağlamaya başlamış ince uzun.Pşine ağlamış,Kurina ağlamış.Kurina’nın gözlerinden düşen her damla yaş kana boyamış Kuban nehrini.Yer gök bu vatan sevdasına imrenmişler de ses edememişler.

Günün ışıkları serpilmeye başlamış yeryüzüne.Kurina hafifçe ufka dönmüş yüzünü.Bir gülümse konmuş gül yanağına.Taradığı saçının siyahıyla bahtının siyahını örtmeye çalışmış.Ulu meşe sevgisiyle yeniden hayata döndürmüş Kurina’yı…

Anlamış ki aşık,sevda türlü türlüymüş.Birgün Sohum önlerinde atalarının götürülüşünün izlerini üzerinden atmaya çalışan Artemiz’in kalbinde,öbür gün savaşın içine düşen ama yine de hayata tutunmaya çabalayan Kurina’nın kalbinde,bir başka gün geçmişin acılarını unutmadan geleceğe umutla bakan pşaşe ve şawelerin kalbindeymiş sevda…

Her gün yeni bir sevdaya uyanırmış aşık.Bazen Tuapse’de,Anapa’da..Bazen Laba kenarında,Teberda’da..Bazen Grozni’de,Mozdok’da..Bazen Amman’da,Kfar-Kama’da..Bazen Maraş’ta,Kayseri’de..Bazen Düzce’de,Ankara’da...

Erguvan ağacı gece vakti evinin balkonundan Erciyes’in güneye yansıyan karını,dolunayı,şehrin ışıklarını seyrederken küçük sarı müzik kutusu açılmış “Küçük Sarı Kız”dan “ömrünün erguvan ağacı”na hayatından “zikrullah”ın eksik olmaması duasıyla.Rengarenk notalar yankılanmış siyahın ayazında.Dinlediklerimizde nefsani arzulara gark olup hakikate uzak kalmıyalım diye kulak kabartmış gönül kuşu.Gönül kuşu yağmurda hep serseri gezermiş.Serazad masallar fısıldarmış dinleyenlerin kulaklarına.

Yıllar boyu dilden dile,gönülden gönüle dolaşmış pşinenin anlattıkları.Sabahın aydınlığında aşığın sevdası,öğlenin hararetinde bir yürek yangını,ikindi rehavetinde ince ince işleyen bir sızı,akşamın durgunluğunda gidilemeyenlerin sancısı,yatsının suskunluğunda derin bir iç çekiş olmuş anlatılanlar.Geçmiş geleceğe benzermiş ya hani.Yıllar öncesi yüreği pşine sesiyle titreyen aşıklar,yıllar sonra uzakların yakınlaştırdığı yollarda buluşurlarmış.Pşinenin sesini kalbinde duyanlar,acısıyla acılanıp,sevdasıyla sevdalananlar zamanla azalsa da,her çağda bir aşık çıkarmış pşinenin dertlerine ortak olmaya.Pşine bazen ağlayıp ağlatır,bazen gülümser gülümsetirmiş “wer seru”.

 

Hatime AKYOL

 

(1)İbn Haldun

(2)Kabardey diyalektinde “senli benli”anlamında kullanılan Adiğece kelim

(1 Mart 2008 Cumartesi/19:32)

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

BEŞ YÜZ YILIN SİLEMEDİKLERİ

27/12/2007 · Kategori: cerkeslige dair

     Havanın en karanlık anında yıldızlar dökülür birer birer gökyüzüne.El ayak çekilip herkes uykuya daldığında onların konuşmaları başlar.Işığını sadece gecenin yoldaşlarının görebildiği , “Seteney” çiçekleridir onlar. “Gubate ile Genar”ı , “Kambot ile Latse”yi , güzelliği Kafdağı’nın ardında ; kimsenin anlamadığı hüznü de kalbimde yadigar kalan güneş yüzlü Adiukh’u ,korku bilmeyen Sosrıkho’yu ,varlığının gölgesini hala üzerimizde hissettiğim Seteney Guaşe’yi ,çoban Janko’nun Han kızı Kafe için söylediği şarkı eşliğinde “Uzaklar”ı anlatırlar birbirlerine.Yolların alıp götürdüklerini…

     15.yüzyılda tarihi belirsiz bir zaman yaşanır.O yıllarda (kör) Yinal adında bir prens yaşar.Beslan adında bir oğlu gelir dünyaya.Sonra sülalesinin adını onun isminden alan torunu Khanıkho doğar.

     Yinal’ın vefatından sonra çocukları miras yüzünden savaşırlar.Khanıkho’nun babası yumuşak ve saf huylu olduğundan kardeşleri ile savaşmaz.Beslan yaşlandığında Khanıkho babası ile Laba kenarına göçerek yurt edinir.Babası adına oraya yerleşenlere“Besleney” adını verir.18. yüzyıla kadar Khanıkho’nun nesli orada prens olarak yaşar.

     Ardından Kafkas-Rus savaşları başlayınca Aytek askerleri ve kabilesi ile Kabardey’e yardıma gelir.O dönem Aytek öldürülür.Yanındakilerin yarısı Besleney’e döner, yarısı da Kaberdey’de kalır.Besleney’dekilerin hepsi Türkiye’ye götürülür.Kabardey’de kalanlar Dığulıbğuey (Дыгъулыбгъуей)köyüne yerleşirler.Hayat böyle devam eder.

     Yollar en çok sevenleri ayırmıştır birbirinden.Bir akrabayı Nalçik’in Dığılıbğuey köyünde ,diğerini Uzunyayla’nın  Janbotey’inde bırakmıştır.Masal tadındaki zamanlarda aynı köyün havasını teneffüs eden ,aynı hüzünleri ;aynı sevinçleri paylaşan ,aynı yemekleri tadan ,aynı göğün altında eğlenen ,aynı maceraları yaşayan ,hepsinden önemlisi aynı duygu dilini konuşan bir sülalenin torunları şimdi “Uzaklar”da başka başka hayatlara karışmıştır.

     Zaman 21. yüzyıla geldiğinde günlerden bir gün hiç akla gelmedik ,umulmadık bir olay yaşanır.Tesadüfen bir internet sitesinde karşılaşan iki güzel kız aralarında konuşmaya başlar.Biri Ankara’da ,diğeri Nalçik’te yaşamaktadır.Nalçik’te yaşayan kız söz arasında kendi sülalesinden olan akrabalarını üç yıldır aradığını ama bir türlü ulaşamadığını söyleyince Ankara’da yaşayan kız ona sülale adını sorar.Nalçik’te yaşayan kız Kabarta prenslerinin de babası olan Prens Yinal’ın soyundan gelen Khanıkhoların kızı olduğunu söyler.Uzunyaylalı genç kız bu adı hemen hatırlar ve bu sülaleden tanıdıklarına haber ulaştırır.

     Askerdeki kardeşim bir gün internette kendisiyle görüşürken  Kafkasya’dan bir akrabamızın bizi aradığını söyler.Bunun üzerine akrabası aracılığıyla bize ulaşan Uzunyaylalı genç kız , olanları anlatır.Bize ait internet adreslerini ve bazı bilgileri öğrendikten sonra akrabamıza bildireceğini söyleyerek ayrılır aramızdan.

Günlerimin geri kalanı tarifsiz heyecanlarla geçer.Anfisa Kanukova’dan alacağım haberin sabırsızlığıyla…

     Bir kış günü isketelerin müjdesiyle kapımı çalar Anfisa.O kapıyı açmamla beraber yolların alıp götürdükleri hep geride kalır.

    “Merhaba sevgili kızkardeşim :) Benim adım Kaniqua Anfisa ve ben Kabardey'denim :)))Aynı aile ismine sahibiz ve akrabayız!!!! :)Ben 23 yaşındayım.Ben bir ekolojistim, şairim, şarkıcıyım, dansçıyım, "Adiga Psala" gazetesinde muhabirim.Sana ve ailene akrabalarımdan ve bütün atayurdundan kocaman ve sıcak selam yolluyorum :))) Seninle buluşmak istiyorum ve akraba ilişkilerimizi korumak istiyorum!!!Seni bulduğum için çok mutluyum çünkü uzun zamandır senin için bakıyordum :( fakat çok iyi bir kız yardım etti bana ve Allah'a şükür seni buldum!!! bana kendinden ve ailenden birşey anlat, lütfen :))) haydi buluşalım :)))”Bu ondan gelen ilk ileti.Dünyanın sevgiye hasret insanlarına sorarım.Nerede var böyle bir sevgi?

     Yolların ayırdıklarını yıldızlar buluşturdu.Geride bıraktıklarımızın yeniden can bulmasıydı bu.O, bizim atayurdumuzda bıraktığımız parçamızdı. “Artık bizi atayurdumuzda karşılayacak akrabalarımız var ,evimizin bir kapısı da artık Kafkasya’ya açılıyor”diyebiliyorum gönül rahatlığıyla.Artık ortak bir hayatımız var.Onun burada bir evi ,benim orada bir evim var.Arada mesafelerin koparamadığı bir gönül bağı var.

     Şimdi gökyüzüne baktığımızda aynı yıldızlara bakıp aynı şarkıları söylüyoruz.Başka başka hayatlara karışmış olsak da beş yüz yılın silemedikleri hala bizimle yaşıyor. 

    

     Hatime AKYOL  

 

 

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

BİR İLK YA DA SON ŞARKI

7/9/2007 · Kategori: cerkeslige dair

     “Kaknus güzel fakat acaip bir kuştur.Yeri yurdu da Hindistan’dadır.Uzun, kuvvetli bir gagası vardır.O gagada ney gibi birçok delikler bulunur.Yüze yakın delik vardır.Sonra bu kuşun eşi de yoktur;tektir bu kuş!her delikten başka türlü bir ses çıkar;her sesten de başka bir nağme duyulur.Bütün kuşlar susarlar.Onun sesinin güzelliğinden hepsinin de aklı başından gider.Bir filozof vardı;bir müddet onunla düştü kalktı ve müzik bilgisini onun sesini taklit ederek meydana getirdi.Bu kuşun ömrü bin yıla yakındır.Öleceği vakti bilir.Öleceğini anlayıp da kendisinden ümidi kesti mi çalı çırpı toplar,onları çepeçevre yığar.Tam ortasına da kendisi geçer,yüzlerce türlü nağmelerle feryada başlar.Adeta ruhunun her deliğinden başka çeşit bir dertli nağme çıkar.Hem feryad eder,hem de ölüm derdinden gazel yaprağı gibi titrer.Onun feryadını duyup işiten bütün kuşlar,onun çoşkunluğunu gören bütün yırtıcı hayvanlar,karşısında düşüp ölürler.Hepsi onun ağlamasına ağlar;bir kısmı da dermansız,takatsiz bir hale düşüp ölür giderler.Onun bu ölüm günü acaip bir gündür.Gönüller yakan feryadından adeta gönüllerden kanlar damlar.Nihayet bir soluk ömrü kalınca şiddetle kanatlarını çarpar.Kanadından bir kıvılcım sıçrar;alev alır,ateşlenir.O ateş çevresindeki çalı çırpıyı tutuşturur;bu suretle tamamiyle yanar gider.Külde bir zerre bile ateş kalmayınca o külden başka bir kaknus kuşu meydana gelir.Hiç kimseye böyle bir şey nasip olur mu?Öldükten sonra doğsun yahut doğursun!”*

      Feridüddin Attar yorumuyla hikaye edilen bu olayı bazıları “Küllerinden Doğmak” diye tabir ettiler.Beşir Ayvazoğlu’nun deyimiyle de “Kuğunun Son Şarkısı” oldu adı.Her iki deyişle de hikayenin bizim yeniden doğuşumuzu sembolize ettiğini düşünüyorum.

     Kaknus içimizdeki ölmez Adiğe kimliği olarak değerlendirildiğinde bu yönüyle bizim için eşsiz olma durumunun ifadesidir.Yalnız farklı olarak bu kimlik, kaknus gibi kendi ülkesinin sınırlarında kalamamış adeta tüylerinin birer birer savrulması gibi dünyanın sayısız coğrafyalarına dağılmış bir kimlik özelliği göstermiştir.Dünyanın çeşitli ülkelerinde Kafkasya’ya ait olma ruhuyla yaşayanlar,kaknustan aldıkları güçle daima bir bütün olmanın erdemini yaşadılar.O sarsılmaz güç kaknus nerede olursa olsun onun ayakta kalmasını sağladı.

     Ve hikayedeki gibi o kaçınılmaz son yaklaşmaya başladıkça kaknusun feryad ve figanı alemi sarmaya,titretmeye başladı.Birşeylerin bitiyor olması hep can yakıcı olmuştur bizler için.Hani genelde insan neyin eksikliğini duyuyorsa ,neyden uzak kalmışsa onun üzerine titrer diye tabir ederler ya bu yakınımızda olanları fark edemeyişimizdendir.Çünkü o yanımızdadır hala vardır.Var olduğunu bilmek yeterlidir bizim için.Ya yanımızda olmayanlar,yitirdiklerimiz; kaknus misali ölümüne seyirci kaldığımız kimliğimiz…Onun için ne yapmak gerekir?Bu kimlikten yoksun bir güruha bu etiketi zorla yapıştırmak mı yoksa yapılan her çalışmada, yeniden doğmak adına yapılan her girişimde sadece bu kimliğin nostaljik görüntülerine sığınmakla mı yetinmeliyiz.

     Tüm bu sözlerin sebebi Volkan Düzenli’nin yazısından anladığım kadarıyla “Küllerinden Doğmak” adlı belgesel yapımın asıl gerçeklerden yoksun olarak bilindik nostaljik yapımlar arasında yerini alması…O yazıdan sonra gerçekten bir belgeseli kendi imkanlarımızla çekemiyecek kadar aciz miydik diye bir soru düşündürdü beni.

     Sadece hikayelerden ibaret bir toplum olmadığımızı öncelikle kendi insanımızın sonrasında da tüm dünyanın anlaması gerekiyor.Yapılması gereken konunun ehli uzmanlarımız tarafından tarihimizin çok eski dönemlerinden itibaren araştırılması ve belgelendirilerek dünya kamuoyunun doğru biçimde bilgilendirilmesidir.Bu hakkı biz alamazsak başkaları alıp bizim yerimize kullanmaya devam edecektir.Böyle bir gidişat ise bizi arada bir düzenlenen festivallerde bir araya getirmenin ötesinde bir adım ilerletmek şöyle dursun kaknusun etrafına yaydığı kıvılcımların bir yeniden varoluş değil de bir daha varolamıyacak derecede tükenişine sebebiyet verecektir.      

 

HATİME AKYOL

 

*(Feridüddin Atar/Mantıku’t Tayr)

  

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

KAFE(HAN KIZININ ŞARKISI)4.BÖLÜM

29/8/2007 · Kategori: cerkeslige dair

Vardan       -Kafe’nin nasıl davranacağını şimdiden kestirmek güç!Ama son çare bu!Bu eğlencenin yapılacağı günü,bütün Kabartay’a ve çevre illere duyurulacak.

Janko         -Sonra?

Vardan       -Sonrası ben haber verince sende geleceksin.

Janko         -Ben mi?Bezeriko’nun avlusunda hep soylu gençler olacak.Ben nasıl girerim.

Vardan       -Bu soylularla soylu olmayanların yarışı değildir.Kafe’nin kime değer verdiği ortaya çıkacak.

Janko         -Kafe soyluların önünde benimle dans  eder mi sanıyorsunuz?

Vardan       -Ben sizi uzaktan izledim.Aranızdaki ilişkinin derecesini iyi biliyorum.Eğer Kafe seni seviyorsa bunu açığa vurmak için tek yol bu.Ne ben ne bir başkası.Kafe Çoban Janko’yu seviyor diyemez.Bezeriko’nun önünde kimse buna cesaret edemez.

Janko         -Peki Kafe dans etmeye cesaret edebilir mi?

Vardan       -Kesinlikle bir şey söyleyemem.Fakat ona tanınan son fırsat bu!Değerlendireceğini umuyorum. Kafe zeki bir kızdır.

Janko         -Şayet Kafe benimle dans ederse..Soylu gençlerin gururu kırılmaz mı?Ya olay çıkarsa?

Vardan       Korkak!Kafe çekinmeden ortaya çıkacak!Seninle dans edecek!Soylu gençler silahlarını çekip  sana saldıracaklar!Öyle mi?

Janko         -Olamaz mı?

Vardan       -Kafe kadın olarak üstelik töreye aykırı davranarak herkesin önünde sevdiği erkeğin kim olduğunu belli edecek.Ama onun sevdiği erkek korkağın biri çıkacak!Utanmalısın!

Janko         -Haklısınız!Bağışlayın!

Vardan       -Her şeyi öğrendin daha fazla konuşmaya gerek yok. Dediğim gibi hareket edeceksin.

Janko         -Peki.

Vardan       -(Bir süre önüne bakınır. Sonra başını kaldırır.Çevresine bakınır).Ben gidiyorum.(Sağ elini kaldırır).Hoşça kal dediklerimi unutma.

Janko         -Güle güle!Unutmam.

 

Vardan geldiği yöne doğru döner.Karanlıkta kaybolur.Janko,Vardan’ın arkasından bir süre bakar.Sonra bir taşın üzerine oturur.Armonikasını kucağına alır ve dalıp gider.

 

Bir süre sonra sahne ışıkları yanar.Önce Bezeriko Şora’nın avlusunda kimse yoktur. Avlu kapısı açılır.Önce Aje arkada Vardan girerler.

 

Aje             -(Masa ve tabureleri göstererek)Bunları kaldıralım.

Vardan       -İyi olur!Kalabalık bir hayli fazla.

 

Bu arada Penu ve Tavhan gelir.

 

Tavhan       -Geliyorlar mı?

Aje             -Bize bağlı!Biz hazırlığımızı yapalım.Hemen davet ederiz.

 

Vardan tabureleri taşır.

 

Aje             -(Vardan’ın arkasından bakarak.)Kafe  nasıl?Bir aksilik yok dimi?

Tavhan       -Şimdilik yok!Aslında öyle sanıyoruz.Konuşmuyor ki  ne düşündüğünü bilelim.

 

Vardan tekrar gelir ve masayı kenara çeker.Aje ve Tavhan’a  uzak kalarak yapılacak başka bir şeyin olup olmadığına bakıyormuş gibi avluyu gözden geçirir.

 

Vardan       -(Birkaç adım  yaklaşır.)Vakit ilerliyor.Topluluğu avluya davet etsek iyi olacak.

Aje             -Tabi tabi…Haklısınız!(Tavhan’a)Siz de hazır olun.

Tavhan       -Tamam. Biz hazırız.

 

Önde Aje arkasında Vardan çıkarlar.

 

Penu           -(Tavhan’a)O kadar heyecanlıyım ki!

Tavhan       -Hiç sorma!Bende öyleyim.Kafe’nin bütün bu hazırlığı boşa çıkarmasından korkuyorum.(Birkaç adım yürür ve aniden  döner.)Penu!Kafe gerçekten birini seviyor mu acaba?

Penu           -(Bilmiyorum der gibi omuzlarını oynatır.)

Tavhan       -(Başını sallayarak.)Anlaşıldı sen bu konuda konuşmamaya kararlısın.

 

Tavhan önde yürürken Penu eliyle gülümsemesini gizler.,

 

Bir süre sonra avlu kapısı açılır.Kalabalık anlaşılmayan konuşmalar bir uğultu halinde duyulur.. Aje önde girer.Arkasında Vardan kapıda bekler.

 

Aje             -(Geri geri çekilerek.)Buyurun.

 

(İlk önce genç kızlar girer. Kızların sağ yanında yürüyerek karşıyı işaret eder.) Siz  şu tarafa buyurun.(Kızların arkasından delikanlılar görünür. Herkes konuşmalar arasında yerini alır. Bu arada Penu ile Nebzi’de evden çıkar.)

 

Aje             -(Boşluğa çıkar. Sağ elini  kaldırır. Konuşmalar kesilir.)Değerli misafirler Bezerikoların avlusuna hoş geldiniz. Bildiğiniz gibi beyimiz Bezeriko Şora’nın kızı Kafe yakınlarına ve çevresine küsmüş gibidir. Bunun sebebini kesinlikle bilmiyoruz.(Duraklar.)Fakat ona eski  mutluluğunu kazandıracak birinin var olabileceğine inanıyoruz. Bugün bu bölgedeki adamın ortaya çıkmasını istiyoruz. Kim olursa olsun Bezeriko ailesi onu en iyi  duygularla karşılayacaktır.(Duraklar.)Oyuna başlamadan önce nasıl hareket edilmesi gerektiğini açıklamak istiyorum. Sırayla genç arkadaşlarımı dansa davet edeceğim. Ortaya çıkan Kafe’yi  dansa kendi hareketleriyle çağıracak. Kafe davete uymazsa ısrar etmeden geri çekilecek. Dansını sürdürecek ona kız arkadaşlarımızdan biri eşlik edecek Kafe yalnızca bir kişiye eşlik edeceğine göre geri çevrilen arkadaşlarım bunu lütfen onur kırıcı kabul etmesinler.amacımız Kafe kime eşlik edecek bunu öğrenmektir.

 

(Penu ve Nebzi’ye dönerek.)Penu biz hazırız.

 

Nebzi ile Penu eve girerler.Topluluk merakla sessiz bekler.Bir süre sonra Kafe ile Tavhan görünür.Penu ve Nebzi onları izler.Kızlar sıranın başında yerlerini alırlar.Tavhan ve Kafe’ye kızlar birer ağaç takunya verir.Çizmelerin üzerine takunyaları giyerler.

 
Aje             -(Etrafına bakınır.)Jandar!Lütfen başlayın.

 

Jandar leperuş çalmaya  başlar. Aje,Genko Temir’in önüne gelir. Oyuna davet eder.Genko Temir oyuna başlar.Kafe’nin önüne gelir. Dansa davet eder. Kafe başı önde hareketsizdir. Geri çekilir ve sıradaki diğer kızı davet eder. Genko Temir nazikçe kızı danstan sonra yerine bırakır ve geri çekilir.

 

Aje,Met’i oyuna çıkarır. Met diğerlerinden farklı olarak geniş kavisler çizerek bir süre yalnız dans eder. Kafe’nin önünde ısrarla dansını sürdürür. Fakat Kafe karşılık vermez. Sinirlenir sağ ayağını yere vurarak dansını bırakıp yerine geçer.

 

Aje!nin davetini beklemeden Jandar Hem çalarak hem de dans ederek ortaya çıkar. Kafe’nin önüne gelir. Karşılık bulamayınca “Ha ha hay” diyerek  kızların önünde dans etmeye  başlar. Kızlardan biri oyuna çıkar. Jandar kızı selamlarken müziği keser.

 

Jandar        -İzin verirseniz biraz dinlenmek istiyorum. Prensesimiz beni de beğenmedi.

Aje             -Jandar haklı dinlenmesi için biraz ara verelim.

 

Sıralar bozulmadan kızlar ve delikanlılar kımıldanmaya başlarlar. Konuşmalar uğultu halini alır.

 

Bu esnada Janko içeri girer. Vardan’la göz göze gelir. Vardan başıyla başla der. Birkaç adım attıktan sonra Janko Kafe’nin şarkısını çalmaya başlar. Bütün yüzler müziğin geldiği yöne çevrilir. Melodi net olarak duyulunca  Kafe başını yavaş yavaş  kaldırır. Janko ortadaki boşluğu yürürken delikanlılar ona yol açarlar. Kafe’ye birkaç adım kala durur. Müziğin ritmine uygun hafif salınımlar yaparak dans etmeye başlar. Kafe bir süre hayretle bakar. Daha sonra takunyalarından ağır ağır iner ve iki adım atar.

 

Kafe ağır salınımlarla Janko’ya karşılık veriri. Dans ilerledikçe Kafe’nin yüzü aydınlanır, sonra devam eder.

 

Sahne ışıkları azalmaya  başlar ve sonunda tamamen kararır. Müzik gücünü yitirerek devam eder. Sonra kesilir.

 

Yazar               :Osman ÇELİK

 

Sadeleştiren     :Nathko Duygu TEKİR

 

 

 

 

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

ATEŞİN ÇOCUKLARI MERCURY

26/8/2007 · Kategori: cerkeslige dair

     Evet gelelim sıcağı sıcağına bir Mercury hikayesi anlatmaya.Heyecanımdan sabahı bekliyemediğim için hemen bilgisayar başına oturdum başladım yazmaya.Yağmayıp yağmayıp özellikle “Ateşin Çocukları”nı karşılamak üzere Mevla’nın gönderdiği bir yağmurla sular altında kalan Kayseri’nin diz boyu sularına gire çıka ulaşabildik stada.Eee ne de olsa Adiğe kanı var bu coşkun damarlarda.Yağmur da yağsa kar da olsa Adiğeler yalnız değildir asla.

     Program katılımın az olmasına rağmen büyük ilgiyle bir saat gecikme sonrası başladı.Onca yağmurdan sonra kardeşimle beraber ıslanmış bir vaziyette Mercury’nin ateşiyle ısınmaya çalıştık.O kadar yoğun bir programdı ki nerden hangisini anlatsam az kalacak gibi.

     Öncelikle dans grubu hakkında biraz bilgi verecek olursak sanat yönetmenliğini Valeri Tanıya’nın yaptığı aslında 200 kişiden oluşan ama gösterilere 65 kişiyle katılan Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti'nden bir Kafkas Halk Dansları topluluğu…Grup kareografileriyle tam bir Birleşik Kafkasya görünümünde…

     Sahneye ilk önce Kafkas halkının özgür ruhunu simgeleyen“Savaş Dansı”ile çıkan ekip bizlere Nart ulularının savaş meydanlarındaki üstünlüğünü sergiledi.Hareket,hız,çeviklik olabildiğince doruk noktadaydı.Ardından aşkın sembolü olan Kafe oynandı. Bu oyun bana her izlediğimde birbirini bütünüyle tamamlayan iki sevgiliyi hatırlatır.Gerçek sevginin ne demek olduğunu...Hayat sahnesinde kendilerini savuran rüzgar karşısında elele vererek birbirinden güç almayı bilen iki insanı...Her konuda birbirinin destekçisi olmayı...Karşı karşıya bakarken yanyana durabilmeyi... Sonra 1864 sürgünün konu edildiği “Muhacir Dansı”,aralarda Karaçay-Çerkes’den katılan şarkıcı İnna Mamhagova’nın güzelim sesinden Adigebze konuşamayan bir hanım olarak gıpta ile gözlerim dolu dolu dinlediğim şarkılar ve Kafkas Kartallarının özgür tavrını izleyiciye  sundukları kareografiyle ilk bölümün sona ermesi…

     İkinci bölümde ise kızların oynadığı “Düğün Günü” dansı…Bu esnada sahnenin elektrikleri kesildiği için oyuncular hünerlerini karanlıktaki alkışlarımızın enerjisiyle sunmak zorunda kaldılar.Çeçen şavaşçıların yiğitliklerinin ortaya konulduğu dans,aralarda yine İnna Mamhagova şarkıları,Kafkas halkının çokça oynadığı belirtilen ismini hatırlıyamadığım bir oyunun sergilenmesi,sunumu yapan kişinin bile adını tarif edemeyeceği kadar harika bir doli gösterisi-bu gösteriyi 3 kişi olağanüstü bir hızla dolileri kullanarak,aralarında birbirlerine takılarak ve en sonunda içlerinden birinin sahnenin ortasında doliyi çok ustaca parmağının ucunda adeta bir top gibi çevirmesi ile bitirdiler- ve kapanışta Abazaların kendi vatanları için kullandıkları Apsını oyunu ile gösterinin tamamlandı.En sonunda tüm dansçıların sahneye gelerek birbirimizi ayakta alkışladığımız o görülmeye değer manzara…

     Kareografi hakkında özellikle altını çizmek istediklerim bir Birleşik Kafkasya vurgusu, dansçıların daha önce hiç bu kadarına rastlamadığım inanılmaz performansları ve yorumun diğer dans gruplarından farklılığının aşikar oluşu…Hele o kızların erkeklerle boy ölçüşebilecek derecedeki çeviklikleri tarife sığacak türden değil.Bu ekibi kuran Sayın Valeri Tanıya ve gösterdikleri performansla çok daha iyi yerleri hak eden dansçılarımıza sonsuz teşekkürler ediyorum. Lakin anlatmakla olmuyor mutlaka görün derim ben.Elinde imkanı olan herkesin bu Kafkasya manzarasından mahrum kalmamasını tavsiye ederim.Ayağınıza gelen bu nimeti lütfen kaçırmamaya çalışın.Çünkü gördüğünüzde söylediklerimden çok daha üstün olduklarını onları yakından görmüş olmanın verdiği heyecanla anlıyacaksınız.

 

HATİME AKYOL

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

KAFE(HAN KIZININ ŞARKISI)3.BÖLÜM

23/8/2007 · Kategori: cerkeslige dair

B.Şora       -O kadar kolay karar verebileceğimizi sanmıyorum.

Çarese       -Sen karşımı çıkacaksın?

B.Şora       -Hayır onu demek istemedim.Gerçekten kızımız birini  seviyorsa bizim beklediğimiz biri değil.

Çarese       -Kim olabilir ki?Çevremizdeki soylu gençlerden biridir.

B.Şora       -Hayır Mertaz kızı hayır!Öyle olsaydı.Kızımız bu şekilde davranmazdı.Töre içinde yetişen Kafe töreye karşı gelmezdi.

Çarese       -Kim olursa olsun!Yeter ki kızım eski sağlığına kavuşsun!

B.Şora       -Galiba bu gerçeği bende kabul etmek zorunda kalacağım.Soylu ya da  değil diyerek daha fazla direnmenin bir yararı yok.Bu gölgedeki delikanlıyı mutlaka ortaya çıkarmalıyız.

Çarese       -Nasıl yapacaksın bunu?

B.Şora       -Bakalım Vardan’la bir görüşeyim.Bizim eski kurt bir çare bulur sanıyorum.

Çarese       -Ah!Kızımın eski neşeli halini bir daha görebilsem.

B.Şora       -Göreceksin!göreceksin!İçimden bir ses bu işin en kısa zamanda yoluna gireceğini haber veriyor.

Çarese       -(İki elini havaya kaldırıp).İnşallah!

B.Şora       -(Ayağa kalkar).Günlerdir at üstündeyim.Çok yoruldum.İçeri girip biraz uzanmak istiyorum.

Çarese       -(Kocasıyla beraber ayağa kalkmıştır).İyi olur.

 

Bezeriko Şora önce Çarese arkada içeri girerler.

 

Perde açıldığında sahne karanlıktır.Janko uzaklarda her zaman olduğu gibi Kafe’yi çalmaktadır.Çalgının sesi zayıftır.Sahnenin sol tarafına daire ışık düşer.Işık alanının içine önce Kafe sonra Penu girer.Kafe sesin geldiği yöne doğru bakmaktadır.Penu ise çevreyi gözetlemektedir.Ürkek  ve tedirgindir.

 

Penu           -Bugün çok korkuyorum Kafe ne olur dönelim!

Kafe           -Sana ne oluyor kızım?Neden korkuyorsun?

Penu           -Sonunda olan bana olacak.

Kafe           -Sana mı olacak?Söyler misin nedir o olacak dediğin şeyler?

Penu           -Anlamamazlıktan gelme!Buraya geldiğimizi babanız ve anneniz öğrenirlerse,en büyük cezayı bana verecekler.

Kafe           -(Kahkaha ile gülerek).Biz fena bir şey yapmıyoruz ki!(Duraklar).Buraya geldiğimizi annem biliyor.Üstelik yaptığımız  şey kırda basit bir gezinti.Bu suç mu?

Penu           -Ama Çoban Janko’yu dinliyoruz.

Kafe           -Ne olmuş dinliyorsak?Kulaklarımızı mı tıkayalım?Hımmm!(Bir süre müziği dinledikten sonra Penu’ya dönerek).Lütfen bana cesaret ver.Ben Janko’nun yanına gideceğim.

Penu           -(Olur der gibi başını sallar ve çevreye bakınmaya başlar).

Kafe           -Sen çevreyi gözetle.

Penu           -(Gene başıyla olur anlamında başını sallar ve çevreye bakınmaya başlar.)

 

Kafe müziğin geldiği yöne doğru yürür. Kanalıkta kaybolur. Soldaki  daire ışık kalkar. Penu görünmez olur. Sağda yeni bir daire ışık oluşur. Janko bu ışık alanının içinde bir taşın üzerine oturmuş armonikasını çalmaktadır. Çalgının sesi yavaş yavaş yükselir. Doruk noktasına çıkar. Tekrar azalar. Bu esnada daire ışığın sol kenarında Kafe görünür.

 

Janko         -(Kafe’nin geldiğini görür.Ayağa kalkar).Siz misiniz?

Kafe           -Evet benim!

Janko         -Buraya gelmemeliydiniz.

Kafe           -Neden?

Janko         -Bu günlerde hakkınızda bir sürü dedikodu yapılıyor.

Kafe           -Ne diyorlar?

Janko         -Soyluların ne dediğini bilmiyorum ama çobanlar ve seyisler birini sevdiğinizi söylüyorlar.

Kafe           -Birini mi seviyor muşum?Sevmek suç mu?

Janko         -Durumuna göre değişir.

Kafe           -Nasıl?

Janko         -Denginiz olmayan birini sevdiğiniz.Onun için huysuzluk ediyormuşsunuz.

Kafe           -Huysuzluk  mu?Daha neler?Kimmiş acaba sevgili?Onu da söylüyorlar mı?
Janko         -Hayır!Ancak davranışlarınızı bu şekilde yorumluyorlar.Eğer soylu birini sevmiş olsaydı kim olduğunu herkes bilirdi diyorlar.

Kafe           -Yanınıza gelmemi bunun için mi istemiyorsunuz?

Janko         -Bir bakıma öyle!

Kafe           -Kafe Janko’yu seviyor derler diye mi korkuyorsunuz?

Janko         -(Sıkılmıştır.Başını öne eğer).Yo!Ben kendi adıma korkmuyorum.Size söz gelmesini istemiyorum.Dediğiniz gibi düşünürlerse ben ancak bundan gurur duyarım.Hem sonra…

Kafe           -Evet devam edin!

Janko         -Ben evinizin çobanıyım.Zaten beni sevmiş olamazsınız.Birlikte görünmemiz sadece dedikodu yapmak isteyenlere yarar.

Kafe           -Ya siz?Siz beni sevmiyor musunuz?

Janko         -Sizi sevmek mi?(Başını öne eğer).Buna nasıl cesaret edebilirim?

Kafe           -Ama adıma bir şarkı düzenlediniz?

Janko         -(Zoraki gülümser).O konu başka.

Kafe           -Nasıl?

Janko         -Ben  soylu bir han kızını ölümsüzleştirmek istedim buna layık olan bir han kızını!

Kafe           -Han kızı mı?dediniz.Ne demek o?

Janko         -Jane yurdunun kuzeyinde oturan Tatarlar ulularına Han derler.Babanız da Kabartay’ın ulularından olduğu için  bu adı kullandım.

Kafe           -Demek Han Kızı?Sen hiç han kızı gördün mü?Hanların yurduna gittin mi?

Janko         -Hayır!Ne han kızı gördün ne de hanların yurdunu.Ama Tatar göçebeleri Jane yurduna kadar  sokulurlardı.Bir göçebe ozan dinlemiştim.Kopuzunu çalıyor bir han kızını övüyordu.

Kafe           -Ozan övdüğü han kızını seviyor muydu?

Janko         -Sanmıyorum!Ozan çok yaşlıydı üstelik kördü.

Kafe           -Sen de o  kör ozan gibi misin?

Janko         -Anlamadım?

Kafe           -Şarkını beni sevmediğin halde mi düzenledin?

Janko         -Sizi sevip sevmediğimi hiç düşünmedim.Bu cesareti hiçbir zaman kendimde bulamadım.Ben  sadece soylu güzelliğinizi soylu davranışlarınızı şarkımla övmek istedim.

Kafe           -Kazbek ya da Elbruz dağını  öven ozanlar gibi öyle mi?

Janko         -(Gülümser)Yo!O kadar değil.Aramızda geçilmesi güç uçurumlar var.Bu gerçeği aklımdan hiçbir zaman çıkarmadım.Onun için ben Han Kızının Şarkısıyla yetindim. Kafe’nin şarkısını çalarken sonsuz mutluluk duyuyorum.

Kafe           -Ya ben ne oluyorum?Siz çalarken ben neler hissediyorum biliyor musunuz?

Janko         -Gerçekten şarkınızı sevdiniz mi?

Kafe           -Hem şarkınızı hem de sizi sevdim.

Janko         -Olamaz!Bunu yapmamalısınız.Şarkımı seviniz.Fakat beni lütfen sevmeyiniz.

Kafe           -Neden?

Janko         -Soylu Kafe Çoban Janko’yu sevemez.

Kafe           -Ama neden?

Janko         -Sevmemeli de ondan.

Kafe           -Gelenekler böyle emrediyor diye mi?

Janko         -Bir bakıma öyle.

Kafe           -Ama anlamsız bu!Sevgi sınır tanımaz ki!

Janko         -Tanımak zorunda aksi halde tanımak zorunda bırakırlar.

Kafe           -Anlamsız şeyler söylüyorsun!

Janko         -Bundan daha fazla ileri gidemeyiz.Lütfen bırakın.Sevgimiz Han Kızının Şarkısıyla yaşasın!Han Kızı Kafe’nin Şarkısı sevenlerin şarkısı olarak bilinsin!Kafe adı sonsuza dek anılsın. Bütün dileğim bu.

Kafe           -Işıktan kaçan yarasalar gibisin.Ortaya çıkmaya korkuyorsun.Kafe adı sonsuza dek yaşasın derken kendin gizlenecek yer arıyorsun.

Janko         -Bu benim kaderim.Karanlıkta kalmak zorundayım.Sen ise aydınlıkta  yaşıyorsun.Bizim dünyalarımız ayrı.

Kafe           -Ama karanlık köşeden bana seslenmesini bildin.

Janko         -Aslında öyle bir niyetim yoktu.Ben sadece adınızı yüceltmek istedim.

Kafe           -(Öfkelenmiştir. Bir adım geriye çekilir).Hayır!Hayır!Siz bir korkaksınız!Duygularınızı açığa vuramayacak kadar korkaksınız.(Hızla geriye döner ve karanlıkta kaybolur).

Janko         -Kafe durun!(Başını sallar).Evet sevmesine seviyorum.Ama seni bana yar etmezler ki.Baban Prens Bezeriko Şora ’nın çobanıyım.Hangi bey hangi prens  çobanına kızını verir.Bu olur şey mi?Masallarda bile bunun yeri yok.


Bir taşın üzerine oturur.Kafe’yi çalmaya başlar.Çalgının sesi perde perde yükselir.Doruk noktasına çıkar.Sonra dönüş yapar yavaş yavaş azalır.Daire ışık kalkar.Müzik bir süre daha devam eder.

 

Kafe’nin melodisi duyulur.Çalgının sesi yavaş yavaş yükselir.Bu esnada sağ tarafa daire ışık düşer.Bir taşın üzerine oturmuş armonikasını çalan Janko görünür.Çalgının sesi melodinin gelişmesine uygun biçimde doruk noktasına çıkar.Sonra dönüş yapar.Gittikçe azalarak biter.Armonika Janko’nun dizleri üzerine düşer.Janko önüne bakar.Ümitsiz ve bitkin  bir hali vardır.


Vardan  daire ışığın sol kenarında görünür. Onun gelişini fark eden Janko ağır ağır başını kaldırır.Aşırı bir tepki göstermeden ayağa kalkar.Vardan’a bakar.

 

Vardan       -İyi günler Janko.

Janko         -İyi günler Vardan amca.

Vardan       -Ne o hasta mısın?Çok bitkin görünüyorsun.

Janko         -Yo!Hasta filan değilim.

Vardan       -Peki nedir bu halin?

Janko         -(Başını yana çevirir).Hiç!

Vardan       -Hiç olur mu?Bu defa  hem isteksiz çaldın, hem de kısa kestin.

Janko         -Neyi?

Vardan       -Demin çaldığın parçayı.

Janko         -Ha!O mu?Önemli değil.Oyalanıyordum sadece.

Vardan       -Her gün o parçayı  çalıyorsun.

Janko         -Her gün mü?Siz nerden biliyorsunuz?Daha önce çaldığımı duydunuz mu?

Vardan       -Tabi!Uzaktan birkaç  defa dinledim.Bu parçanın adı ne?

Janko         -Adı mı?(Duraklar).Adı yok!

Vardan       -Saklama canım!Bir adı olmalı.Hem adı hem de sözleri olmalı bu parçanın.

Janko         -Hayır yok.

Vardan       -Bu şarkı güzel soylu bir kızı övüyor olmalı.

Janko         -Güzel bir kız mı?

Vardan       -Evet güzel bir kızı!

Janko         -Bunu nerden çıkardınız?Hıh benimle alay mı ediyorsunuz?

Vardan       -Boş yere inkar etme!Son birkaç aydır olanları biliyorum.

Janko         -Olanları mı?Ne olmuş ki?

Vardan       -Çaldığın parça Kafe’nin Şarkısı değil mi?

Janko         -Kafe’nin mi?Kafe’de kim?(Yana döner.Vardan ’nın yüzüne bakmaz).Öyle birini tanımıyorum.

Vardan       -Kapısında çobanlık yaptığın beyin kızını tanımıyorsun öyle mi?(Bir süre Janko’ya bakar).Bu parçayı beyimiz Şora’nın kızı Kafe için düzenledin.Kafe de  biliyor bunu!Son aylarda onda meydana gelen değişiklik bu yüzden.

Janko         -Doğru değil bu!

Vardan       -Bak Janko!Ben her şeyi biliyorum.Gizlemeye gerek yok.

Janko         -Hayır!doğru değil bu!

Vardan       -İnkar etme!Kafe ile konuştuğunuzu bile gördüm.

Janko         -(Yavaş yavaş döner).Gördünüz mü?

Vardan       -Evet gördüm.

Janko         -Beni ele verecek misiniz?

Vardan       -Budala!Buraya seni suçlamak için gelmedim.

Janko         -Peki ne istiyorsunuz?

Vardan       -Kafe’nin hayatını alt üst ettin.Onu bu durumda bırakamazsın.

Janko         -Ne yapabilirim ki.

Vardan       -Çok şey!

Janko         -Hemen çekip gideyim buradan onu mu istiyorsunuz?

Vardan       -Çare bu değil!

Janko         -Peki ne?Nedir çare?

Vardan       -Birkaç gün bu parçayı çalmayacaksın.

Janko         -Yapamam!Onsuz yaşayamam.

Vardan       -Yapmak zorundasın!Senin ve Kafe’nin iyiliği için.

Janko         -Bu yasak ne kadar sürecek?

Vardan       -Kesin bir şey söyleyemem.(Duraklar).Yarın arı kovanlarının bulunduğu Beslen yaylasına gideceksin.Ben haber gönderinceye kadar orada kalacaksın tamam mı?

Janko         -Sürü ne olacak?

Vardan       -Sen sürüyü merak etme başkası bakacak.Bak tekrar ediyorum.Bir daha Kafe’nin Şarkısını çalmayacaksın.Oradakiler seni dinleyebilir.Çoğu meraklı adamlardır. Anlıyorsun değil mi?

Janko         -Eğer bana Kafe’nin Şarkısını unutturmak niyetindeysen aldanıyorsun Vardan amca!

Vardan       -Maksadım kötü olsaydı başka türlü davranırdım.(Ağır ağır başını sallar).Sizi ta başından beri izliyorum.Bugüne kadar susar mıydım.Unutma Kafe senden daha çaresiz.

Janko         -(Sert bir hareketle Vardan’a döner konuşmaz).

Vardan       -Kafe soylu bir kız olduğu için dilediği gibi davranabileceğini mi sanıyorsun?Şansınızdan olaylar başka türlü gelişti.Kızını çok seven Bezeriko Şora her şeye razı oldu.

Janko         -(Başını kaldırıp merakla Vardan’a bakar).Nasıl?Bey durumu biliyor mu?

Vardan       -Hayır!Bezeriko sadece kızının mutluluğunu istiyor.Acı ve öfke seli içinde boğulmak üzere olan gururu yatıştı.Yumuşadı.Kızını kim güldürürse…(Devam etmez).

Janko         -Evet!

Vardan       -Bezeriko kızının birini sevdiğini tahmin ediyor.Sevilen delikanlının çok yakında olabileceği gibi uzaklarda da olabileceğini düşünüyor.Bezeriko’nun avlusunda bir eğlence  düzenlenecek.Kafe kiminle dans ederse…

Janko         -Eder mi?

 

 



Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

Kabardeylere ve Kabardeyce'ye dair

22/7/2007 · Kategori: cerkeslige dair

Kaynar (Pınarbaşı/Kayseri) kasabasından kalkıp üniversite öğrenimi için atalarının yurdu olan Kafkasya'ya giden değerli kardeşim Özlem Güngör, geçenlerde tahsilini tamamlayıp Türkiye'ye döndü.

Kendisiyle Kabardey dili-edebiyatı ve genel olarak Kafkasya üzerine bir mülakat yaptık.

SORU- Kabardey dili ve edebiyatı alanında yüksek tahsil gören ilk Türkiye Cumhuriyeti vatandaşısınız. "Ne okudunuz?" sorusuna verdiğiniz cevabı şaşkınlıkla karşılayıp, "Kabardey dili ve edebiyatı mı? O da ne?" diye soranlar mutlaka çıkacaktır. Onlara nasıl bir açıklama yapmayı düşünüyorsunuz?

CEVAP- Kabardey toplumu, yaşayan Çerkes kabilelerinin en kalabalığıdır. Sadece Kabardey bölgesinde yarım milyon Kabardey yaşamaktadır. Bunun dışında Adıgey başta diğer Kafkas cumhuriyetlerinde ve Rusya'da, Türkiye'de, Suriye, Ürdün, Filistin, Avrupa ve Amerika'da Kabardeyler yaşamaktadır. Tüm bu yerlerde günlük hayatta konuşma dili olarak kullanılan Kabardey lehçesi, Kabardey bölgesinde yazı dili olarak da kullanılmakta. Resmi dil olması dolayısıyla, devlet kurumlarının adları ve antetli evraklarda, basın yayının her alanında, eğitim kurumlarında edebi bir düzeyde kullanılmaktadır. Mesela, 1924 yılından beri hiç aksamadan çıkan "Adıge Psatle" (Adıge Sözü) adındaki günlük gazeteyi örnek vermek bir fikir verir sanırım. Şunu da belirtmeden geçmeyeyim: Kabardeyler kendilerine Adıge derler. Zira, ayrı bir toplum olmayıp dünyada Çerkes adıyla bilinen Adıgelerin bir koludur ve Adıge dilinin doğu lehçesini kullanırlar

S- Günümüz Kabardey edebiyatı ne alemde? Hangi düşünsel / kültürel / sanatsal kaynaklardan besleniyor? Ne gibi eserler veriliyor?

C- Komünist dönemde yapılan saptırmalardan vaz geçildi. Daha yerli ve daha doğal bir yapı kazanmaya başladı. İslamiyetle ilgili binlerce menfi propaganda yapan eser bir anda piyasadan silindi. Yerine İslam diniyle ilgili kitapçıklar yayınlanmaya başladı. Beşeri Bilimler Enstitüsü'nün 50 yılda hazırlayıp bastığı Kabardeyce Büyük Sözlük'ün basımı, birkaç sene de, komünist dönemde 'oluşturulan' edebi örneklerden kullanılan örnek cümlelerin büyük oranda değiştirilme ihtiyacından dolayı geç kalmış oldu.

S- Kabardey dili ve edebiyatı okumayı neden seçtiniz?

C- Dört nesil müthiş bir baskı ve eritme politikasına maruz kalan insanımızın dilini en ileri düzeyde öğrenerek, yapılan büyük tahribatın tamirine bir nebze katkıda bulunabilmek, insanımızla sağlıklı bir iletişim kurabilmek amacıyla bu bölümü tercih ettim. Bu sıralar, İslam kültür ve medeniyetini ana hatlarıyla ortaya koyan 15 kitaplık Kabardeyce bir seri hazırlamakla meşgulüm.

S- Aslen Kafkasyalı olmakla beraber, Türkiye'de doğup büyümüş bir hanımsınız. Üstelik üniversite çağına gelinceye kadar köy yerinde yaşadınız; liseyi dışarıdan bitirdiniz. Köyden kalkıp yurt dışına gitmek, atalarınızın vatanında da olsa uzaklarda yaşamak size zor gelmedi mi? Yabancılık çekmediniz mi oralarda?

C- Orta okulu köyümde bitirdikten sonra İstanbul'a geldim. Liseyi dışarıdan
bitirdim. Ata yurduma gidince, iki ay içinde uyum sağladım. Sosyalist rejimden miras kalan kendine has zorlukları yanında güzel yönleri de çoktu,
Kafkasya'da okumanın.

S- Türkiye'deki Çerkeslerle Kafkasya'daki Çerkesleri karşılaştırır mısınız?

C- 'İnsanlık'larını her şeye rağmen korumayı başarmışlar Kafkasya Çerkesleri. Uzaktan zannedileceği gibi hepsi ateist olmuş, Ruslaşmış falan değil.
Onca şiddetli sürece maruz kalmalarına rağmen inançlarını, kültürlerini (khabze'yi) ve dillerini koruyabilmişler. Ve baskılar hafifleyince büyük bir hızla milli ve dini değerlerine yönelmişler. Dil ve kültür açısından Kafkasya Çerkeslerinin, dini bilgi ve pratik açısından Türkiye Çerkeslerinin daha iyi durumda olduğu söylenebilir.
Hakan albayrak
Milli Gazete

-Çerkesliğim kabardı yine.Umarım ben de birgün bu dilin güzelim sularında yüzen bir balık olup o deryadan kana kana içebilirim-

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

KAFE(HAN KIZININ ŞARKISI)2.BÖLÜM

14/7/2007 · Kategori: cerkeslige dair

B.Şora       -Penu, Kafe nerede?Misafirlerimize onun hizmet etmesi gerekirdi.

Penu         -Kafe biraz rahatsız efendim.

B.Şora      -Avluya inemeyecek kadar mı?İşin bitince hemen gelmesini söyle!

Penu         -Baş üstüne efendim.

G.Tubal     -Güzel kızımız hasta ise onu rahatsız etmeyelim.

B.Şora      -Avlusuna gelen misafirlerin huzuruna çıkmazsa çok kötü. O hasta değil, ölmüş demektir.

G.Tubal     -Bezeriko gereksiz yere kendini üzüyorsun.

B.Şora       -Geleneğe uymayan kızım da olsa affetmem.

 

Penu oturan soylulara tek tek şerbet verir.Gençlere de ikram etmek ister ama hiç biri almaz.

 

B.Şora       -İşte görüyorsunuz!Gençler bizim yanımızda şerbet içmiyorlar.Kafe’nin gelip genç arkadaşlarını ayrı bir yerde ağırlaması gerekirdi.

 

Bu sırada evden Kafe çıkar.Omuzlarında siyah bir şal, başında ipekli bir tül vardır.Önüne bakmaktadır.Kafe’yi Penu ve Nebzi izlemektedir.

 

G.Tubal      -(Ayağa kalkar.)Galiba soylu kızımız Kafe geliyor.(Genko Tubal ile birlikte diğer oturanlarda ayağa kalkarlar.)

B.Şora       -Kızım misafirler böyle mi karşılanır?Evin en yaşlısı gibi hareket ediyorsun.Senin yapman gerekeni misafirler  yapıyor.Seni ayakta karşılıyorlar.

 

Kafe topluluğa fazla yaklaşmadan durur.

 

Kafe           -Hoş geldiniz.

B.Şora       -Kızım!Bak burada  genç arkadaşların var.Gel onlarla ilgilen içeriye al, kendilerine bir şeyler ikram et!

 

Kafe babasının  son sözleri biter bitmez geriye döner ve içeriye girer.

 

B.Şora       -Kafe kızım nereye gidiyorsun?Oh tanrım utancımdan öleceğim.(Oturur.)Anlamıyorum neler oluyor bu kıza?

 

Herkes oturur.Penu ve Nebzi de içeriye girerler.

 

G.Tubal      -Bezeriko!Kendinizi harap etmeyin gençlerde bazen bu tür baş kaldırmalar olur.

B.Şora       -Ama nasıl olur.Nerhako İdar!Zej!Degu!söyleyin bu kız böyle miydi?(Aje’ye döner.)Aje nesi var bunun?

Aje             -Bilmiyorum efendim.

 

Hajko Zej ayakta duran gençlere döner.Oğlu Aje’ye bakar.

 

H.Zej         -(G.Tubal’a)Dilerseniz gençlere izin verelim.

G.Tubal      -Tabi.Nasıl isterseniz.

H.Zej         -(Oğluna dönerek.)Aje!Genç misafirinizi götürün!Dinlenmesi için gerekeni yapın.

Aje             -Peki baba!

 

Gençler , birkaç adım geri geri çekilir.Sonra dönerek avlu kapısından çıkarlar.

 

B.Şora       -(Bir süre avlu kapısına doğru bakarak.)Gençlerin önünde gereğinden fazla konuştum.Bunu yapmamalıydım.

G.Tubal      -Önemli değil onlar bizim çocuklarımız.Gerçekleri bilmelerinde yarar var.

B.Şora       -(Ayağa kalkar.Başı önünde bir süre dolaşır.)Galiba benim kötü bir kaderim var.Yıllarca bir oğlum olmadı diye üzüldüm.Sonra kızım büyüyüp serpilip, neşelenip konuştukça her şeyi unuttum.Ama şimdi kötü bir ruh kızımın bedenine girdi.En kutsal varlığımı almak üzere.Bağışlayın sizleri de üzdüm.

G.Tubal      -Önemli olan sizin üzülmemeniz!Gelin yanıma oturun!Kızınızın durumunu fazla büyütmeyin.

 

Bezeriko Şora yerine döner, oturur.Gülümseyerek biraz mahcup önüne bakar.Sahne ışıkları söner.

 

Işıklar söndükten bir süre sonra armonika Kafe’nin melodisini çalmaya  başlar.Sahnenin  sol tarafına daire ışık düşer. Aydınlanan küçük alana önce Kafe ardından da Penu girer.Penu ışığa tam girmez.Yarı yarıya aydınlık çizginin üzerinde kalır.

 

Kafe           -(Müziğin geldiği yöne bakarak.)Çevrede kimsenin olmadığından emin misin?

Penu           -Dedim ya!Bugün  ırmak boyunda at yarışları var.Büyükler, gençler hepsi oraya gitti.

Kafe           -Janko’nun çaldığı parçanın adını öğrenmek istiyorum.

Penu           -Bunu nasıl yapacaksınız?

Kafe           -Janko’nun yanına gideceğim.

Penu           -Janko’nun yanına mı?Ya biri görürse?

Kafe          -Çevrede kimsenin olmadığını sen söylemedin mi?Sen burada bekle.Gözlerini iyice aç.Ben Janko’nun yanına kadar gideceğim.

Penu           -(Sağ elini uzatır.)Ne olur gitmeyin!

 

Kafe sağa doğru yürür.Karanlıkta kaybolur.Soldaki daire ışık kalkar.Müzik devam etmektedir.Sağda yeni bir daire ışık oluşur.Janko bir taşın üzerine oturmuş, armonikasını çalmaktadır.Bir süre sonra daire ışığın sol kenarında Kafe görünür.

 

Janko         -(Kafe’yi görmüştür.Elleri titrer.Armonikadan düzensiz sesler çıkar.Ayağa kalkar.)Bir şey mi istediniz?

Kafe           -Bu parçanın adı ne?

Janko         -(Bir süre önüne bakar.Sonra başını kaldırarak. Kafe’ye bakar.)Söyleyemem.

Kafe           -Kimin için çalıyorsunuz?

Janko         -Onu da söyleyemem.

Kafe           -Bu parçayı sizden başka bilen yok.Mutlaka bir adı olmalı.Biri için çalmış olmalısınız.

Janko         -Olabilir.

Kafe           -(Gülümseyerek.)Söylerseniz çok mutlu olacağım.

Janko         -(Kafe’ye bir süre kuşkulu bakar.)İnanabilir miyim?

Kafe           -Elbette.

Janko         -Kızmaz mısınız?

Kafe           -Asla!

Janko         -Parçanın adı ne olursa olsun öyle mi?

Kafe           -Lütfen söyleyin!

Janko         -(Kararsızdır.Önüne bakar.Sonra başını kaldırarak.)Kafe!!!

Kafe           -Kafe mi?Bu parçaya benim adımımı verdiniz?

Janko         -Evet.

Kafe           -Benim için mi çalıyorsunuz?

Janko         -(Sesi titrek.)E… evet!

Kafe           -Ama beni tanımıyorsunuz!Sonra….Beni yakından gördüğünüzü sanmıyorum.

Janko         -Sizi gördüm.

Kafe           -Nasıl?Nerde?

Janko         -Söyleyemem.

Kafe           -Bu parçayı neden düzenlediniz?

Janko         -(Başını öne eğer. Cevap vermez.)

Kafe           -Lütfen söyleyin.

Janko         -(Başını kaldırır. Kafe’ye bakar.)Güzel adınızın sonsuza dek yaşaması için!

Kafe           -Peki!Başkalarının yanında bu parçayı çaldınız mı?

Janko         -Hayır.

Kafe           -Çalmayı düşünüyor musunuz?

Janko         -Şimdilik düşünmüyorum.

Kafe           -Eserinizin varlığını sadece ben biliyorum.Bu gizli parça, adımı nasıl  sonsuza kadar yaşatacak?(Kısa kesin bir kahkaha atarak)Derin,sessiz vadiler,rüzgarlı yamaçlar mı şarkımı söyleyecek?

Janko         -Lütfen benimle alay etmeyin.Yeryüzünde  hiçbir şey gizli kalmaz.

Kafe           -Ya!Demek günün birinde halkın önüne çıkıp “Bu Kafe’nin şarkısı” diyerek çalacaksın öyle mi?

Janko         -Geleceğin ne olacağını bilemem.Ama ben güzel adınızın sonsuza dek yaşamasını istedim.

Kafe           -Sadece bu kadar mı?

Janko        -Bilmem!Bundan ötesini düşünmemiştim.Belki durumum daha fazlasına müsaade etmedi.

Kafe           -Çoban olduğunuz için mi?

Janko         -Belki.Evet !Bugün babanızın basit bir çobanıyım.

Kafe           -Durumunuzu dert etmemelisiniz siz yetenekli duygulu bir insansınız.

Janko         -(Başını sallayarak.)Hayır!Çoban olduğumu dert etmiyorum.Hem!(Kısa bir duraksamadan sonra.)Benim de bir ailem var.Jane yurdunda soylu bir hayat sürüyorlar.

Kafe           -Onları neden terk ettin?

Janko         -Ayrılmam gerekti.

Kafe           -Ya neden?

Janko         -Dedim ya ayrılmam gerekti.

Kafe           -Söylemek istemiyorsunuz?(Duraklar.)Kabartay yurdunu sevdiniz mi?

Janko         -Çok!

Kafe           -Neden?Nesini sevdiniz?

Janko         -Beni şaşırtıyorsunuz.

Kafe           -Konuşmayı sevmiyorsunuz?

Janko         -(Sıkılmış gibi.)Ya!Bana konuşmayı sevdirecek dostum olmadı.

Kafe           -Siz de çalgınızla konuşuyorsunuz.

Janko         -Bir bakıma öyle.

Kafe           -Çalar mısınız?Sizi yakından dinlemek istiyorum.

Janko         -Tabii…

 

Janko ağır ağır armonikasını göğsüne doğru kaldırır.Çalmaya başlar.Kafe melodinin ritmine uygun biçimde sağa sola salınımlar yapar.Janko da aynı salınımlarla karşılık verir.Sonra Kafe ilk adımını atar.Janko onu izler.Kafe oyunun ilk basit figürleri ortaya çıkar.

 

Işıklar yanar.Bezeriko Şora’nın avlusu masada Çarese oturmuş büyük bir yerli kumaşın üzerine nakış işlemektedir.

 

Vardan avlu kapısından girer.Sevinçli bir hali vardır.

 

Vardan       -(Çarese’ye doğru birkaç adım atar.)Beyimiz Bezeriko Şora geliyor efendim

Çarese       -Öyle mi?Neredeler?

Vardan       -Hemen kapının önünde gelmek üzereler.Ben onları karşılayayım.

 

Çarese avlu kapısına doğru yürür.Bu esnada Bezeriko Şora avlu kapısından içeri girer.

 

Çarese       -(Biraz kenara çekilerek.)Hoş geldiniz.

B.Şora       -Hoş bulduk Mertaz kızı!Ne var ne yok?Hanemiz yerindedir inşallah!

Çarese       -Allaha şükür.Her şey  bıraktığınız gibi.

B.Şora       -(Masaya doğru yürür.)Çok iyi,çok iyi.Kafe nerde?

Çarese       -İçerde.

B.Şora       -Görünmediğine göre bildiğimiz iyiliği üstünde değil mi?

Çarese     -(Başını eğer.)Bildiğin gibi.Peru’nun dışında kimseyle görüşmek istemiyor.İnsan içine çıkmıyor.Kaç gündür avluya bile inmedi.

B.Şora       -Peki nasıl vakit geçiriyor bu kız?Oyalanacak bir şey yapıyor mu bari?

Çarese       -Ben bir şey yaptığını görmüyorum.Devamlı yalnız kalmak istiyor.Sadece….(Duraklar.)Penu ile birlikte Çınarlı Vadiye kaynağına başına kadar yürüdükleri oluyor.

B.Şora       -Bu gezintilere arkadaşlarından katılanlar oluyor mu?

Çarese       -Hangi arkadaşı?Bütün gençleri avlumuzda yüzüstü bıraktıktan sonra.(Duraklar.)Hiç yüz vermediği halde Aje ile Tavhan bazen geliyorlar.Ama her gelişlerinde üzgün elleri boş dönüyorlar.

B.Şora       -Peki Çınarlı Vadiye iki kız yalnız başlarına mı gidiyorlar?

Çarese       -Yalnız gidiyorlar.

B.Şora       -Nasıl olur?Buna nasıl müsaade edersin?

Çarese       -Ne yapayım?İnsan içine çıkmadığına göre bari hava alsın istiyorum.Günden güne sararıp soluyor.

B.Şora       -Gerçi o vadide sürülerimiz otluyor.Vadinin yamaçlarında her gün bir adamımız bulunuyor.Buna rağmen iki genç kızın yalnız başlarına dolaşmalarını hiç uygun bulmadım.

Çarese       -(Evin kapısına çevreye  bakar.)Onlar yalnız gittiklerini sanıyorlar.Peşlerine gizlice Vardan’ı takıyorum.

B.Şora       -O!Çok iyi!Onu iyi düşündün.Peki Çınarlı Vadide ne yapıyorlarmış?

Çarese       -Hiç!Vardan’ın dediğine göre kaynağın başında bir süre oturup geri dönüyorlarmış.Penu çevreyi seyrederken bizimki başı önünde bir yere bakmadan gidip geliyormuş.

B.Şora       -Allah Allah!Olur şey değil.Bu kıza ne oldu bir türlü anlamıyorum.

Çarese       -Bende(Duraklar.)Peki sen ne yaptın?Bir şeyler öğrenebildin mi?

B.Şora       -(Geç cevap verir.)Avar yurdunda bir Müslüman bilge ile konuştum.(Devam etmez.)

Çarese       -Ne dedi?

B.Şora       -Kızımızın durumunu anlattım.Adam güldü.Kızınız birini seviyor dedi.

Çarese       -Saçma!Hiç mi seven kız görmedik?

B.Şora       -Ben de aynı şeyi söyledim.Ama adam sözünde diretti.

Çarese       -Sonra?

B.Şora       -Sonrası yok hepsi bu kadar?

Çarese       -Bu kadar mı?Başka bir şey öğrenemedin mi?

B.Şora       -Dönüşte Büyük Prensin yanına uğradım.Prense bir Dağıstan kılıcı hediye ettim.Çok beğendi.Bu arada prensi dinlerine davet etmeye gelen Hıristiyan rahipler gördüm.Prensin korularına iki ayrı kamp kurmuşlardı.

Çarese       -E….?

B.Şora       -Aynı dini savunan bu adamlar birbirlerini sevmiyorlarmış.

Çarese       -(Gülümser)Ben onu sormadım.Kızımız için ne dediler?

B.Şora       -Ha!(Gülümser.)Biri kızımızı görmek istedi.Fakat Prense durumu anlatınca kabul etmedi.Prens “bu adamların ülke içinde dolaşmalarını istemiyorum.”dedi.

Çarese       -Sonra?

B.Şora       -Öbür  gruptan genç bir rahip ne dedi biliyor musun?

Çarese       -Ne dedi?

B.Şora       -Müslüman bilgenin dediğini….”Kızınız birini seviyor”dedi. Ama sevdiği adamı bize açıklamaktan korkuyormuş. Ya da utanıyormuş.

Çarese       -(Korkmuştur. Gözleri büyür. Sağ elini ağzına götürerek.)Uygunsuz bir durum mu var acaba?(Çevreye bakınarak.)Kızın başına kötü bir şey gelmesin!

B.Şora       (Gülümseyerek.)Yok canım!Daha neler!

Çarese       -Peki ne yapacağız?

B.Şora       -Aynı genç rahip bazı tavsiyelerde bulundu.

Çarese       -(Merakla)Neler dedi?

B.Şora       -Kızınıza güvence verin dedi

Çarese       -Ne demek o?

B.Şora       -Sevdiği delikanlı kim olursa olsun.Ona  verebileceğinizi kızınıza duyurun dedi.

Çarese       -Aman dert o kadar kolaysa!Kimi istiyorsa ona veriniz.

 

 




Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

Uzunyayla Hikayeleri

5/7/2007 · Kategori: cerkeslige dair

ЗЫ Л1Ы ГУЭРЭМ БДЗЭЖЬЭЙ КУЭД УФ1Т.ИДЖЫ МЫ Д1ЫР ГЪУГУМ  Щ1ЭК1ЫН ХЪУАЩ.И БЗЫЛЪХУГЪЭМ ЖЫАЩ.

-БЗЫЛЪХУГЪЭ!ИДЖЫ СЭ ГЪУГУМ СОЩ1ЭК1ЫРИ БДЗЭЖЬЭЙ СЫКЪЭХЬЫНУЩ.УЭРИ ДЫДЕЙ УТХЪУГЪАЖЬЭ.

БЗЫЛЪХУГЪЭРИ:  -ТХЬЭМ ЖИИМ ЖЫ1Э, ЖЫАЩ.

Л1ЫР:  -СЫЖЫ1ЭМИ СЫЖЫМЫ1ЭМИ СЫКЪЭХЬЫНУЩ ЖЫ1ЭНУРИ Щ1ЭК1АЩ.

МЫ ЗЭХУАКУРИ ПОЛИСЫТ1РИ ЗЫ 1ЭБЭЛЪАБЭМ ПХЪЭРЩ.МЫ Л1ЫРИ ГУЗАВЭК1Э ПСЫНЩ1Э ЗЭК1УЭНУРИ Щ1ЭДЗАЩ.ИТ1АНЭ ПОЛИСХЭРИ 1ЭБЭЛЪАБЭМ АР Ф1ЭЩ1ЫНУРИ МЫ Д1ЫМ КЪЭУБЫДАЩ.КЪЭУБЫДЫНУРИ КУЭДУ УБЭРЭЖЬАЩ.МЫМ ТЕУХУА Л1ЫР ЕЗЫРЫМ СЫТ УШЫШЫ1ЭМ ГУРЫ1УЭНЫМ УНЭМ КЪЭГЪЭЗЭЖАЩ.ГЫШЫКЪЭК1УАМ УАФЭР ВЭ К1ЫФ1 ХЪУАЩ.БЖЭМ ЕУАЩ.

И БЗЫЛЪХУГЪЭ:  -ХЭТ АР? ЖИ1ЭУ ЕУПЩ1АЩ.

Л1ЫРИ:  -БЖЭР 1УХ!ТХЬЭМ ЖИИМ СЭРАЩ, ЖЫАЩ. И БЗЫЛЪХУГЪЭ БЖЭР ШЫ1УХИМ УНЭМ Щ1ЫХЬАЩ.

И БЗЫЛЪХУГЪЭ:  -СЫТ МЫ УЩЫТЫК1ЭР? ДЭНЭ ТХЬЭМ ЖИИМИ ЖИМИАМИ БДЗЭЖЬЭЙ СЫКЪЭХЬЫНУЩ, УЖЫАТ.

Л1ЫР:  -БДЗЭЖЬЭЙ ИП1Э УДЫН СЫШХАЩ СЫКЪЭК1УАЩ.УУЕЙ ЖЫ1ЭНУРИ СЫЩ1ЫМЭ МЫПХУЭДЭУ ХЪУНТЭЫМ, ЖЫАЩ.

И БЗЫЛЪХУГЪЭ:  - ТХЬЭМ ЖИМИАУА ЗЫРИ Щ1ЫНЫМ ШЫЖЫИМ

Л1ЫР:  -ПЭЖЩ УЖЫАЩ, ЖЫАЩ.

МЫ ТАУРЫХЪЫР ПЭЖЩ.УЗУНЙАЙЛАМ БЛЭК1АЩ.СИ АНЭМ ЖЕАТ.

………………………………………………………………………

Zı l’ı gorem bdzejhey kued waf’t.Yigi mı l’ır ğogum ş’ek’ın xhuass.Yi bzılhxugham jıass.

-Bzılhxugha!Yigi se ğogum soş’ek’ıri bdzejhey sıkhehınuss.Weri dıdey witxhughajhe.

Bzılhxughari:  -Tham jiim jı’a, jıass.

L’ır:  -Sıjı’ami sıjımı’ami sıkhehınuss jı’anuri ş’ek’ass.

Mı zexokuri polisıt’ri zı ‘abelhabem pxherss.Mı l’ıri guzavek’e psınş’a zek’onuri ş’edzass.Yit’ane polisxari ‘abelhabem ar f’eş’ınuri mı l’ım kheubıdass.Khebıdınuri kuedu wuberejhass.Mım tewxo l’ır yezırım sıt wuşışı’am gurı’onım wunem kheghezejass.Gışıkhek’uam wafer ve k’ıf’ xhuass.Bjem yewass.

Yi bzılhxugha:  -Xet ar? Ji’o yeupş’ass.

L’ıri:  -Bjer ‘ux!Tham jiim serass, jıass.Yi bzılhxugha bjer şı’uxim wunem ş’ıhass.

Yi bzılhxugha:  -Sıt mı wuşıtık’ar?Dene Tham jiimi jimiami bdzejhey sıkhehınuss, wujıat.

L’ır:  -Bdzejhey yip’a wudın sışxass sık’ek’uass.Wuwey jı’anuri sış’ıme mıphodo xhunteım, jıass.

Yi bzılhxugha:  -Tham jimiawa zıri ş’ınım şıjıim

L’ır:  -Pejss wujıass, jıass.

Mı tawrıxhır pejss.Uzunyaylam blek’ass.Si anem jeat.

……………………………………………………………………

Adamın biri balığı çok severdi.Şimdi bu adam yola çıkacak oldu.Hanımına söyledi:

-Hanım!Şimdi ben yola çıkıyorum da balık getireceğim.Sen de bize kızartırsın.

Hanım da:  -İnşallah de,dedi.

Adam:  -Desem de demesem de getireceğim diyerek çıktı.

Bu arada iki polis de bir hırsızı takip ediyordu.Bu adam da telaşla hızlı yürümeye başladı.Sonra polisler de hırsızı o zannederek bu adamı yakaladı.Yakalayınca çokça dövdüler.Bunun üzerine adam kendisine ne olduğunu anlamadan evine döndü.Geldiğinde hava çok karanlık oldu.Kapıya vurdu.

Hanımı:  -Kim o? Diye sordu.

Adam da:  -İnşallah benim, kapıyı aç, dedi.Hanımı kapıyı açınca evine girdi.

Hanımı:  -Ne bu vaziyetin? Hani Allah izin verse de vermese de balık getireceğim, demiştin.

Adam:  -Balık yerine dayak yedim geldim.Senin dediğini yapsam böyle olmazdı, dedi.

Hanımı:  -Allah izin vermeden bir şey yapamazsın diyince

Adam:  -Doğru söyledin, dedi.

Bu hikaye gerçektir.Uzunyayla’da geçti.Annem anlatırdı.

 

HATİME AKYOL

 

 

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

KAFE(HAN KIZININ ŞARKISI)1.BÖLÜM

3/7/2007 · Kategori: cerkeslige dair

KİŞİLER

 

Bezeriko Şora             :Büyük Kabartay’da bir bey.

Çarese                       :Bezeriko’nun karısı.      

Kafe                          :Bezeriko ve Çarese’nin kızları.

Vardan                       :Bezeriko’nun kahyası.

Penu                          :Bezeriko’nun hizmetçisi.

Nebzi                         :Bezeriko’nun hizmetçisi.

Nerhako İdar              :Bezerikolara yakın oturan soylu bir komşu.

Hajko Zej                   :Bezerikolara yakın oturan soylu bir komşu.

Juvko Degu                :Bezerikolara yakın oturan soylu bir komşu.

Aje                            :Hajko Zej’in oğlu.

Canbek                      :Soylu gençlerden.

Met                            :Soylu gençlerden

Tavhan                       :Hajko Zej’in kızı. Aje ’nin kız kardeşi.

Genko Tubal               :Küçük Kabartay’ın soylularından.

Genko Temir               :Genko  Tubal ’ın oğlu.

Janko                         :Bezeriko Şora ’nın çobanı.

Jandar                        :Pşınav.

 

Perde açıldığında sahne karanlıktır.Çoban Janko uzaklarda armonikası ile kendisinin düzenlediği Kafe’yi çalmaktadır.Sahnenin  sol tarafına daire bir ışık düşer.Daire ışığın içine. Kafe ağır adımlarla girer.Müziğin geldiği yöne bakmaktadır.Arkasından ağır adımlarla ışığın aydınlandığı küçük alana Penu girer.

 

 Kafe    -(Ürkerek arkasına bakar.) Ah Penu  sen misin?

Penu    -(Gülümseyerek)Benim. Gene Çoban Janko’yu mu dinliyordun?

Kafe     -Ne kadar güzel değil mi?

Penu    -Güzel olan ne?

Kafe     -Aptallık etme Penu!Janko güzel çalıyor.Onu demek istedim.

Penu    -Janko’nun kendisi de güzeldir.

Kafe    -Biliyorum.Sabahları alaca karanlıkta çıkıyor.Ama akşamları onu görebiliyorum. Sürünün arkasında yorgun,ağır adımlarla dönüşünü seyrediyorum.Akşamın kızıllığında güneşin rüzgarın kavurduğu yüzü ne güzel parlıyor.

Penu    -Onu beğeniyorsun değil mi?

Kafe     -(Sert dönüş yaparak Penu’ya bakar.)Hayır!

Penu    -(Korkmuştur.)Onu seviyorsunuz demek istemedim.

Kafe     -(Müziğin geldiği yöne döner.)Ne seviyorum ne de beğeniyorum.

Penu    -Beni bağışlayın.Janko’nun çoban olduğunu unuttum bir an için.

 

Kafe konuşmaz.Armonikanın sesi yükselir.Ve sonra azalır.

 

Kafe    -(Yavaş yavaş Penu’ya döner.)Bana darılmadın değil mi?

Penu    -Size nasıl darılabilirim?

Kafe    -(Tekrar müziğe doğru döner.)Penu!

Penu    -Efendim.

Kafe    -Beni sakın ele verme.Janko’nun çaldığı bu parçayı çok seviyorum.Onu dinlerken kendimden geçiyorum.Evet !Janko bir çoban ama o çok yetenekli biri.Onu yakından hiç görmedim.Konuşurken sesini hiç duymadım.İçimden diyorum ki :Bu kadar güzel çalan Janko aptalın biri olamaz.Birçok soyludan daha engin bir ruhu olmalı.

Penu    -Janko sessiz bir genç.Diğer uşakların,seyislerin arasına pek katılmaz.Fazla konuşmaz.(Duraklar)Duydunuz mu bilmiyorum.O Janelerin yurdundan gelmiş.Genç yaşında neden yuvasını terk etti anlamıyorum.Janko adını ona babanız vermiş.

Kafe    -Bu güzel melodi ile neyi anlatmak istiyor acaba?Kime sesleniyor dersin?Çaldığı parçanın adı ne?

Penu    -Bilmiyorum

Kafe    -Penu!Birini seviyor mu acaba?

Penu    -(Gülümser)Hiçbir fikrim yok.Ama bu kadar içten çaldığına göre birini sevmiş olabilir.

Kafe    - Ama kimi?

Penu    -Hiç bilmiyorum.

 

Daire ışık önce zayıflar sonra tamamen söner.Sahnenin sağ yönünde başka bir daire ışık bir taşın üzerinde oturmuş armonikasını çalan Çoban Janko’yu aydınlatır.Çalgının sesi yükselir:Sonra ışıkla beraber azalır.Işık tamamen söner.Müzik bir süre daha devam eder ve sonra tamamen kaybolur.

 

 

Sessiz bir süreden sonra sahne ışıkları tekrar yanar.Prens Bezeriko Şora’nın avlusu görünür.Avlu uçları sivri ahşap kazıklarla çevrilmiştir.Sağ köşede konağın bir bölümü kapısı görüntüye derinlik kazandırır.Sağda ahırların bulunduğu bölüme açılan bir seyis kapısı, solda ise sokağa açılan ağır yüksek bir kapı vardır.Karşıda ahşap perdenin önünde orta büyüklükte bir masa vardır.Karşıda ahşap perdenin önünde orta büyüklükte bir masa perdeye bitişik bir kanepe masanın ön ve yan taraflarında dört köşe yuvarlak aralıksız iskemleler…Kanepenin ve taburelerin üzeri kürkle kaplıdır.Sağda kenarda bir binek taşı görüntüyü tamamlar.

 

Önce sahne boştur.Bir süre sonra soldaki ağır yüksek avlu kapısı açılır.Bezerikoların soylu komşuları Hajko Aje görünür.Güzel giyinmiştir.Belindeki kemerde süslü bir hançer vardır.

 

Aje             -(Sağa sola bakınır. Konağın merdivenine doğru yürür.)Ortalıkta  kimse yok.(Merdiveni çıkmak ister gibi ilk basamağa sağ ayağını  koyar.)


 

(Sonra vazgeçer ellerini açarak)Emektar Vardan Amca da görünmüyor.(Ahırların bulunduğu bölüme doğru birkaç adım atar.)Vardan Amca!(Sağda ahırların bulunduğu bölüme açılan küçük kapıdan Vardan Amca çıkar.)

 

Vardan       -O sen misin Aje?Buyurun hoş geldiniz!

Aje             -Koca konakta ses seda yok!Nerde Bezerikolar?

Vardan       -Beyimiz Bezeriko Şora’yı aramıyorsun herhalde.

Aje             -Yok canım!Lafın gelişi.Ben Kafe’yi arıyorum.Juvkoların avlusunda gençler toplanıyorlar.Kafe’yi oraya götürmek istiyorum.

Vardan       -Ya!Çok iyi çok iyi.Güzel prensesimiz bugünlerde çok mutsuz.Onu götürmelisin!(merdivenlere doğru yürür.)Penu!Penu!

Penu           -(Kapıyı açar,başını uzatır.)Beni mi çağırdın Vardan Amca!(Aje’yi görür.)Aaa!Sizi görmedim.Bağışlayın hoş geldiniz.

Aje             -Hoş bulduk.

Vardan       -Bak kızım.Prensesimiz Kafe’ye haber ver.Hajko Aje onu almaya geldi.Gençler eğlenmek için toplanıyorlarmış.

Penu           -Peki! Haber vereyim.(Penu koşarak içeriye girer.)

Vardan       -Ya!Kafe bir başkalaştı.Bu avlunun gülü, şakıyan bülbülü sustu.Kimseyle konuşmuyor.Somurtup duruyor.

Aje             -Allah Allah…Neden acaba?

Vardan       -Bilmiyorum ama hepimiz bu duruma çok üzülüyoruz.(Ahırlara bakarak.)Bana müsaade edin.Seyisler atları tımar ediyor.Onlara göz kulak olmalıyım.

Aje             -Tabi tabi…Vardan amca.(Vardan ahırlara yönelir.)(Aje kendi kendine konuşur.)Demek Kafe’nin bir derdi var.Hımmm….Anlarız şimdi.Hastalanmış olmasın?Neden olmasın?Evet evet hasta o!Ne de olsa bey kızı naz yapacak.(Kapı açılır. Kafe görünür.)

Aje             -(Merdivene koşar.)Geçmiş olsun Kafe.

Kafe           -(Ağır ve ciddi adımlarla.)Hoş geldiniz.

Aje             -Hoş bulduk.Hasta mısınız?

Kafe           -Hayır.

AJE            -Vardan amca “Kafe’nin bir derdi var “ dedi de öyle sandım.

Kafe           -Hiçbir şeyim yok! Ne istiyordunuz?

Aje             -Şey…Juvkoların avlusunda arkadaşlar  toplanıyor.Gelir misin?diyecektim.

Kafe           -Hayır gelemem.(Arkasına döner ve gider.)

Aje             -Şaşkındır.(İki elini  açarak.)Ne oldu bu kıza ya hu!Töreyi de unuttu.Beni uğurlamak nezaketini bile göstermedi.Olur şey değil.Bezeriko Şora’nın kızı nasıl yapar bunu?(Aje tam dönüp gideceği sırada Bezeriko Şora’nın karısı  Çarese, kapıda görünür.)

Çarese       -Aje.

Aje             -Çarese Teyze sen misin?

Çarese       -Aje oğlum!Kafe’nin kusuruna bakma.O bugünlerde bir tuhaf oldu.Gülmeyen konuşmayan mutsuz bir kız oldu.

Aje             -Doğrusu ben de şaşırdım.Her zaman beni gülerek karşılardı.Gitmek istesem bırakmazdı.

Çarese       -Sana da kötü davrandı değil mi?

Aje             -Hem de nasıl yüzüme bile bakmadı.Beni burada bırakıp kaçtı.

Çarese       -Tahmin etmiştim.Çıktığı ile döndüğü bir oldu.

Aje             -Teyze üzülmeyin birkaç güne kadar düzelir.Ben gideyim izninizle.

Çarese       -Oğlum Kafe’yi bağışlayın!Geldiğiniz için Allah sizde razı olsun.

Aje             -(Avlunun kapısına doğru geri geri çekilerek.)Allahaısmarladık.

Çarese       -Güle güle oğlum.(Işıklar kararır.)

 

Bu arada Penu ve Nebzi arkalarında da Vardan görünür.Ortalığa çeki düzen vermeye başlarlar.

 

Vardan       -Hizmet ederken heyecanlanıp bir yanlışlık yapmayın.

Penu           -Vardan amca kim bu Genko Tubal?

Vardan       -Küçük Kabartay’ın en büyük soylularından.

Nebzi         -Yanında oğlu da varmış.

Vardan       -Evet öyle.

Penu           -Neden geliyorlar dersiniz?

Nebzi         -Bu geliş Kafe için olmasın?

Vardan       -Nebzi saçma sapan konuşma.

Nebzi         -Affedersiniz.

Penu          -Siz Nebzi’ye bakmayın.Bazen dili çözülür.(Duraklar.)Gerçekten neden geliyorlar?

Vardan       -Kızlar yeter!Ben şimdi dışarı çıkıp duruma bir bakayım.Beyimiz dostları ile birlikte misafirleri bekliyorlar.

Penu           -Peki Vardan Amca.(Vardan avlu kapısından çıkar.)

Nebzi         -Biliyor musun?Duygularım beni yanıltmaz.Genko Tubal  ve oğlu sevgili Kafe’mizi görmeye geliyorlar.

Penu           -Olabilir!Ne var bunda?Genko Tubal’ın oğlunu bende merak etmeye başladım. Kapı aralığından bakalım.(Penu ’nun kapı aralığından bakmasıyla dönmesi bir olur.)Geliyorlar.(Geriye dönüp kafasını içeriye uzatıp.)Hanımefendi geliyorlar.

Çarese       -(Sesi içeriden gelir.)Dışarıda bekleyim geliyorum.

 

Penu, Nebzi’nin yanına gider.Çarese kızların birkaç adım önünde yerini alır.Dışarıdan konuşma ve ayak sesleri duyulur.Bezeriko Şora görünür.

 

B.Şora       -Buyurun!

Önce Genko Tubal sonra sırasıyla Nerhako İdar, Hajko Zej, Juvko Degu gençlerden Genko Tubal’ın oğlu Temir, Aje, Canbek, Met girerler.

 

Çarese       -Hoş geldiniz.

G.Tubal      -Hoş bulduk.Efendim.Gününüz hayırlı olsun?

Çarese       -Sağ olun.

B.Şora       -(Karısını işaretle)Ev sahibimiz.Bunlarda manevi kızlarımız.

G.Tubal      -Ev halkınızı tanıdığım için çok mutluyum.

B.Şora       -(Karısına ve kızlara bakarak.)Kızımız Kafe nerede?

Çarese       -Bağışlayın biraz sonra gelir.

G.Tubal      -Rahatsız mı yoksa?

B.Şora       -Bu şekilde düşünmekte haklısınız.Evin kızı herkesten önce misafirleri karşılamalıydı.Ancak görüyorsunuz henüz ortada yok.

G.Tubal      -Sinirlenmeyin dostum! Sizinde bilmediğiniz bir sebebi vardır.

B.Şora       -İnşallah geçerli bir sebebi vardır.Her neyse dilerseniz  burada oturalım, dilerseniz eve girelim.

G.Tubal      -Hava güzel!Bahçeniz de güzel!Lütfen burada oturalım.Gerçi söz ve karar ev sahibinindir.Ancak sorduğunuz için fikrimi söyledim.

B.Şora       -O!Siz nasıl isterseniz.Buyurun o halde burada oturalım!

G.Tubal      -(Çarese’ye)Hanımefendi buyurmaz mısınız?

Çarese       -Lütfen siz buyurun.İzin  verirseniz ben içeriye gireyim

G.Tubal      -Tabi efendim!

 

Çarese geri geri çekilip içeriye girer.Herkes oturur.Yalnız gençler masanın birkaç adım uzağında ayakta beklerler, oturmazlar.

 

B.Şora       -Demin dostlarımı size yeterince tanıtamadım.İzin verirseniz tekrar edeyim.

G.Tubal      -Çok iyi olur.İlk tanışmanın heyecanıyla bende adlarını pek aklında tutamadım.

B.Şora       -Hajko Zej yakın komşum.Nerhako İdar.Juvko Degu.Her ikiside yakın dostum. Eh hepimiz aynı kuşağın insanlarıyız.(Aje’yi işaret ederek) komşum Hajko’nun oğlu Aje. Diğerleri de gene başka dostlarımın çocukları Canberk! Met!

G.Tubal      -Hepinizi böyle yakından tanıdığım için çok memnunum.(Kısa bir duraksamadan sonra gülümser ve eliyle oğlunu göstererek.)Siz de oğlumu tanıdınız herhalde.

B.Şora       -Evet!Genko Temir’i tanıdık. Ocağımıza şeref verdiğiniz için çok mutluyuz. Bundan sonrada dostluğumuzun devamını diliyoruz.

G.Tubal      -Bunu bütün kalbimle bende isterim.

N.İdar        -Yolculuğunuz nasıl geçti?

G.Tubal      -Çok iyiydi. Gençliğim de de  sık sık seyahate çıkardım. İnsan yaşlanınca oturmayı tercih ediyor. Buna rağmen gene de dayanamadım. Büyük Prensi ziyaret etmek istedim.Soylu Bezeriko’nun adını duyardım. Onu ve sizleri ziyaret etmeden mıntıkanızdan geçemedim.

B.Şora       -Sağ olun!Bize şeref verdiniz.

 

Bu sırada Penu bir tepsi bal şerbeti getirir. B.Şora Penu!ya bakar. B.Şora ile göz göze gelen Penu durur.

 

 Not:Kafkasya.net-Nartlar.com adresinden alınmıştır.

 

 

 

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!