AĞLARIMIZ
Zaman ilerledikçe koşullar değişiyor,değişen koşullarla beraber insanoğlunun gereksinimleri de farklılaşıyor tabii.
Her şey bir nimet.Orak, tarla işleri için bulunmaz bir nimetti örneğin.İnsanlar onunla ürünlerini eskisinden daha zahmetsizce temin edebiliyordu.Yıllar geçti, insanlık geliştikçe onun yerini de üst seviyede makineler aldı.İnsanın işi daha da kolaylaştı.Televizyon olmadığı dönemlerde insanlar radyonun verdikleriyle yetiniyorlardı.O da bir nimetti.Bilgisayar girdi hayatlarımıza, bir nimet oluverdi.
İnsanlar şunu anlayamadı sadece:Teknoloji, evet bir nimetti ama yerinde kullanılması gereken ve haddi bilinmesi gereken bir nimet.
Gelelim insanoğlunun sırlarını içerisine döküp mahremlerini sunmaktan çekinmedikleri teknoloji ürünlerine.İşte tükene tükene, kendimizden vere vere geldiğimiz nokta!
Efendilik insana yakışırdı ama teknolojinin hüküm sürdüğü bir çağa efendi olamadık.İnsanların zamana ve kendi icatlarına köle olmadıkları devirler çok uzağımızda kaldı.
Herkesin adından bahsettiği ama kimsenin bilmediği saflığımız, günün birinde görünür hale geldiğinde başladık kaybetmeye.İnsanlar birbirlerinin mahremlerine daldıkça birer birer silinmeye başladı izlerimiz.İçimizde yıllardır sakladığımız “Dabbe” misali yaratıkları birbirimize bulaştırdık ve etrafımızı koca bir örümceğin ağlarıyla kapatmasına izin verdik.Bu ağın içerisine öylesine hapsolduk ki fark edemedik bile,ta ki önümüzü ancak görebileceğimiz küçük bir açıklık kalana dek.
Esir olduk cehenneme çevirdiğimiz hayatlarda.Ateş yakmak içindi ya, ne aşktan yanmayı ne de etrafımıza gerdiğimiz ağları yakmayı bilemedik.
Ne sevdiği uğruna can hıraş çığlıklarla inleyen bülbüller vardı,ne de o bülbüllere layık saf ve nadide güller…Gülün solduğu,kendini kuruttuğu yerde bülbül olur mu hiç?Herşey,saflığını yitirmeden,ortalıklara saçılmadan güzeldir,anlamlıdır.Ama saflık dediğimiz o müstesna değer ayak altından yükselmeyecek sanırım.
Hatime AKYOL
-Bu yazıya bir yıl önce başlamıştım.Yarım kalsın istemedim-
0 yorum yazılmıştır
