Ateş...
"Ateş de aşk ve ölüm gibi, sadece öz nefiste idrak edilebilecek tecrübelerden.Kimse kimsenin yerine yanmıyor ve kimsenin yangını kimsenin yangınına uymuyor."
Mor Mürekkep/Nazan Bekiroğlu
:Bazen akordeonun ritimlerinde,bazen kemençenin tellerinde,bazen de neyin nefesinde diyar diyar sürgün bir son zaman Hatime'si olmanın adı!Uzunyayla'nın bağrında bir Çerkes kızı...Beyan-ı hal:Hal lisanı ile kalbin konuştuğu,aklın sustuğu yer...
"Ateş de aşk ve ölüm gibi, sadece öz nefiste idrak edilebilecek tecrübelerden.Kimse kimsenin yerine yanmıyor ve kimsenin yangını kimsenin yangınına uymuyor."
Mor Mürekkep/Nazan Bekiroğlu
"..Bu ışığın anlamını çözdüğüm an,korkarım o ait olduğum,o ayrı düştüğüm,o özlemiyle ne olduğunu bile tam bilemediğim bir yangını gönüllü yüklendiğim,kapısını,anahtarını temelli kaybettiğim yeri çözebileceğim.İhtimal kendimi de,onları da.."
Nazan Bekiroğlu/Nun Masalları'ndan..
-Sussam ve hep sen konuşsan her kelimen eksiksiz beni anlatıcak-
Maddeden vazgeçtim manaya geleyim.Mana…Kimsenin tahmin edemeyeceği bir manayla dinliyorum günlerdir bu şarkıyı.Sözleri,müziği,her biri ayrı ayrı büyülüyor insanı.Hele o yakan keman sesine ne demeliyim.Malum,bilenler bilirler geçmişin nostaljisine takılı biri olarak o andan asla çıkmak istemeyen biriyim.Bu şarkıyla da aşkların yalan olmadığı,sevgilerin tenden ibaret kalmadığı,aşığın candan önce cananı düşündüğü zamanlara;bir daha asla geri gelmeyecek zamanlara gidiyor ruhum.Bedenim bu zamanlarda ama ruhum hala eski zamanların buğusunda.Zaman ve mekan arasında kimsenin bilmediği bir yerde,kimsenin bilmediği bir haldeyim.Neyleyim bu da benim kaderim!
Ağlayan Kafe
20 Nisan 2008/Pazar 00:30
Dedim ki; çok yalnızım..
Dedim: Çok yalnızım.
Dedin: ... فَإِنِّي قَرِيبٌ Ben ki sana çok yakınım. Bakara-186
Dedim: Evet biliyorum sen bana yakınsın ama ben senden uzağım, keşke ben de sana yakın olabilseydim.
Dedin: وَاذْكُر رَّبَّكَ فِي نَفْسِكَ تَضَرُّعاً وَخِيفَةً وَ دُونَ الْجَهْرِ مِنَ الْقَوْلِ بِالْغُدُوِّ وَالآصَالِ
Rabbini sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Araf-205
Dedim: Bu da senin yardımını ister
Dedin: أَلَا تُحِبُّونَ أَن يَغْفِرَ اللَّهُ لَكُمْ ALLAH'ın sizi bağışlamasını istemez misiniz? Nur-22
Dedim: Tabii ki, beni affetmeni çok isterim.
Dedin: وَاسْتَغْفِرُواْ رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُواْ إِلَيْهِ(Öyleyse)Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tövbe edin. Gerçekten benim rabbim, esirgeyendir, sevendir. Hud-90
Dedim: Çok günahkârım, bu kadar günahla ben ne yaparım?
Dedin:أَلَمْ يَعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ هُوَ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ ALLAH'ın, kullarının tövbesini kabul edeceğini.. ve ALLAH'ın tövbeyi çok kabul eden ve pek esirgeyen olduğunu hâlâ bilmezler mi? Tevbe-104
Dedim: Defalarca tövbe edip tövbemi bozdum, artık yüzüm kalmadı.
Dedin: اللَّهِ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ (2) غَافِرِ الذَّنبِ وَقَابِلِ التَّوْبِِ ALLAH aziz ve bilendir, o günahları bağışlayan ve kullarının tövbesini kabul edendir. Ğafir-2/3
Dedim: Bunca günahım var,hangisinin tövbesini yapayım?!
Dedin: إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًاALLAH bütün günahları bağışlayandır. Zümer-53
Dedim: Yani yine gelsem yine beni bağışlar mısın?
Dedin: وَ مَن يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ اللّهُALLAH'tan başka günahları bağışlayacak olan yoktur. Ali İmran-135
Dedim: Ne kadar güzelsin ALLAH'ım! Bilmiyorum bu sözlerin karşısında niçin böylesine içim içime sığmıyor ve erimeye başlıyorum, seni çok seviyorum.
Dedin: إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَ يُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ Şüphesiz ki ALLAH tövbe edenleri ve temizlenenleri sever.
Birden 'İlahım ve Rabbim benim senden başka kimim var' dedim.
Sen de أَلَيْسَ اللَّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُ
'ALLAH kuluna yetmez mi?' (Zümer-36) dedin.
Dedim: Sen ki beni bu kadar çok seviyorsun ve bana karşı bu kadar iyisin ben ne yapabilirim?
Dedin: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا اللَّهَ ذِكْرًا كَثِيرًا (41) وَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَأَصِيلًا (42) هُوَ الَّذِي يُصَلِّي عَلَيْكُمْ وَمَلَائِكَتُهُ لِيُخْرِجَكُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَكَانَ بِالْمُؤْمِنِينَ رَحِيمًا
Ey inananlar! ALLAH'ı çokça zikredin. Ve O'nu sabah-akşam tesbih edin. Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize rahmetini gönderen Odur. Melekleri de size istiğfar eder. ALLAH, müminlere karşı çok merhametlidir. Ahzap-41/43
Kendi kendime dedim: ALLAH'ım seni çok seviyorum.
Alıntıdır
Her kulun kendine has bir karakteri var özünde.Parmak izimizden saçımızın rengine,bakışımızdan gülüşümüze,ruhumuzu sarmalayan duyguların çeşitliliğine kadar tabir yerindeyse her insan başlı başına bir dünya ve bu dünya oldukça karmaşık bir yapıdan oluşuyor.
Hani bazı özelliklerimiz var ki hamurumuzun mayası kıvamında.Bizi diğer dünyalardan farklı kılan,isimleri aynı olmakla beraber ruhları aynı olmayan iki Esra’yı benzer olmaktan kurtaran yapı taşları…Bazen bunu şöyle tarif etmeye çalışırız: “Bu duygu öyle bir içime işlemiş ki söküp atamıyorum,ne yapsam bu davranışımı yapmaktan vazgeçemiyorum,yaradılışımda var bu benim.Kopmak istesem de kopamıyorum.Ne çare,böyle geldim dünyaya,böyle gitmek var kaderimde.”Değil mi ki sırf bu nedenle anlayışlarımız bile birbirinden ayrı ve kopuk.Bunu ifade için der ki Mevlana:"Siz,karşınızdakinin sizi anladığı kadarsınız."Anlamak ve anlaşılmak üzerine geliştirilen kuramlarda bu şöyle demeye gelir: “Birgün elime kalemi aldım yazıyorum.Çevremde bulunan insanlara sormaya başladım: “(Elimdeki kalemi işaretle)bu ne olabilir sizce?”diye.Herkes kendince bir cevap verdi:Biri onun yazma işlevi gördüğünü,diğeri tutulabilen bir nesne olduğunu,bir başkası ise hayatta meydana gelen olayların şekillenmiş bir sureti olduğuna inandığını ifade etti.Yani Mevlana’nın bizlere işaret ettiği şekliyle ben bir sözle insanlara hitab ettim ve bu sözü herkes kendince yorumladı.Söz her kulakta aynıydı ama algılar onu boyutunun dışına taşımıştı.Kimine göre anlattıklarım saçma birer vurgudan ibaretken,kimine göre de aksi suretinde yankılanan ve dalga dalga vuran bir dokunuş…Anlamak böyle bir şey işte.
Duyumlarla başlayan anlama serüveni…Doğru anlamak,karşıdakini doğru dinlemekten geçiyor öncelikle.İnsan olsun,suda çırpınan bir balık olsun ya da her ne olursa olsun karşıdakini iyi dinlemek ...Varlığa bürünen bütün isimler,dünya üzerinde seyahat halinde olan sesler,alenen görünen ve görünmeyen işaretler,her biri dinlenmek için varlar.
Yaprakların yeniden yeşillenmeye,tazelenmeye başladığı bahar günlerinde cıvıldaşan kuş seslerini dinlemek.Yolda yürürken havanın esprilerini dinlemek.Ahmet’in Hakan’a okuduğu şiiri dinlemek.Nur’un çocuklara anlattığı hikayeleri dinlemek.Dinlemek!Dinlemek!Dinlemek!Peki her biri ayrı bir anlam ifade eden sesleri dinlemeye ne dersiniz?
Şimdiye kadar birçok şeyin bir anlam ifade ettiğini düşünmüştüm ama bir sesin,sadece bir sesin anlam ifade etmesi hayatımın devrimi oldu.Önce bir kelimeyle başladı bu yolculuk.Öyle bir kelimeydi ki kendimi bildim bileli anlamını öğrenmek için türlü çareler aradığım halde bulamıyordum.İçimde bilinmeyi bekleyen bir ukde olmuştu yıllardır.
Varlıklar isimleriyle anılır ve isimlerdir varlıklara anlam yükleyen.Hiçbir varlık isimsiz varolamaz.Benim anlamına ermek istediğimse sülale ismimizdi.Yedi kuşak ve daha öncesine dayanan bir hikayeyle atalarımdan kalan bu isim soyumuzun simgesi,varlığımızın en iyi tesciliydi.
Ben yıllar yılı ateşin suya hasreti gibi bu kelimenin anlamını bulmaya hasretken bir kitap çıkıverdi karşıma. “Ses Anlamsal Temelinden ADİGEBZE.”*Kitabın her sayfasında yeni bir hayatla tanışıyorken sesler birleşti ve o hasret olduğum anlam dünyaya geldi.Evet ateştim ve suya kanmıştım artık.
Asırlar öncesinde atalarım Kafkasya topraklarında Besleney soyuna bağlı bir sülale olarak yaşarlarken bulundukları bölgeden göç edip Kabardey topraklarına yerleşir ve burayı kendilerine yeni yaşam alanı olarak seçerek Kabardeylere karışmış halde hayatlarına devam ederler.Onlara “Къаныкъуэ” (Khanıkhue) adı verilir.
“Къ”(kh)sesi başlı başına bir anlam ifade etmezken “э”(e-a) sesini yanına aldığında zamansal olarak bir yere doğru hareket etmeyi kasteder.
“Н”(n)sesi oraya çıkmış olan bir anlamın hazır hale geldiğini gösterir.
“Ы”(ı)sesi yanına alındığı sesin söylenmesine yardımcı olur.
“Къу”(khu) sesi ortaya çıktığı yerde duran anlamına gelir. “Э”(e-a) sesini yanına aldığında ise dilde “oğul” anlamında kullanılır.
Bu sesler bir araya geldiklerinde “Къаныкъуэ” (Khanıkhue)kelimesini oluşturur.Bu da kendini meydana getiren “Ses Dili”nde yani Adigebze’de bir yerden hareket ederek başka bir yere göç etmeyi ve orada sabit kalarak yerleşmeyi anlatır.Bir başka deyişle bir yerden başka bir yere gidip oraya yerleşenlerin oğulları demektir bu kelime.
Bakıldığında çoğunun gözünde sadece bir sülale adından ibaret olan bir kelime benim gözümde böylesine bir hikayeye büründü işte.Anlamak böyle bir şey.Duyulan her sesin ruha dokunuşuyla candan titremek.Seslerin asırlar öncesinden bu güne gelip bana başından geçenleri anlatması bir gecemi uykusuz geçirmeme,bununla hayretten hayrete düşmeme yetti.Düşünün ki insanların binlerce kelimeyle birbirlerine anlatamadıklarını bir kelime size anlatıversin.Üstelik yaşanmış ve hakikatte böyle olan bir hikayeyi size asırlar öncesinden aktarsın.Bir daha böylesi bir keşfe rastlar mıyım bilmem ama bu keşif ömrümün en büyük keşfi oldu benim için.
Kuşlar misali kanatlarını çırpa çırpa uçup gönlümün tellerine konan sesler beni kendilerine meftun ettiler.Onlar birer birer zihnimde açıkta kalan yerleri doldurdukça,gizli olanları görünür hale getirdikçe içinde olamadığım bir hikayenin tanığı oluverdim.Olduğum zamanın dışına taşıp geçmişin izlerine karıştı ayak izlerim.Uzun yollar yürüdüm,sarp geçitlerden geçtim,bazen açlık bazen susuzluk gördüm.Lakin bu hikayenin tanığı olmaktan hiç yorulmadım.
Geceydi,bir dağ yamacında kuruluydu evimiz.Kuzeyden esen rüzgarla çıktık yola,evlerimizi geride bıraktık.Yanımızda anneler,babalar,yeni doğmuş çocuklar vardı.Bir de sert koşumlu atlarımız.İhtiyarlarımız atların terkilerindeyken bizler de arabaların içinde sallana sallana düştük yollara.Belki kar yağıyordu belki yağmur,görmüyorduk.Gittikçe gidiyorduk.Dağlar geçit vermiyordu kimi zaman.Gecenin ayazı bedenimizi sardığında birbirimize sarılıyorduk.Ardımızda bıraktıklarımız zamanla görünmez hale geldiğinde bir baktık sabah olmuştu.Uyandım ve artık hikayenin son durandayım.
*(Seslerin anlamlarına ilişkin bölümler Hikmet Ber’in bahsi geçen kitabından alınmıştır.)
06 Nisan 2008 Pazar
Hatime AKYOL
Ne berrak bir ses!..Son günlerimin favori şarkısı...
Günler olmuş ki hiç bitmeyecek gibi görünen bir hüznün içine çöreklenmişim.Hüzün yıktı mı dersiniz en ağır darbelere karşı bile dayanıklı olan bu yüreği?Hüzün,yıkmak için değil yapmak;onarmak içindir aslında.Hayatımız mutlulukların arasına kara kedi misali giren acıları temizlemekle geçiyor işte.Acının şiddeti yaşanan küçücük mutluluğu gölgeliyemiyor.
Aciz olmaktan dolayı korkmuyorum.Sadece bazen bu acizliği hatırlamak yeniden toparlanmam için bir ümit oluyor gelecek günlerime.Öyle ya ne gam bulutlarının ardına gömülmeli insan,ne de neşe bulutlarının göğsüne yaslanmalı.Herşey zamanında güzel.Allah’ın yıkmadığını kim yıkabilir ki?
Hayat güzel!Hayat yaşanası!Hayat Kuşha Doğan’ın şarkılarında,uçan kuşun kanadında!Hayat Elbruz’un beyazında,suda,havada,ateşin yaktığında,gözün gördüğünde,kulağın işittiğinde!Hayat gündüzün sevincinde,gecenin uykusunda!Yaşamak lazım vesselam acısıyla tatlısıyla…
Ağlayan Kafe
30 Mart 2008 Pazar
Siz hiç hissiz bir hale geldiniz mi?Boşluktaki bir taş gibi durgun,hareketsiz belki kımıldanamıyacağınız için çaresiz bir hale?
Oysa ki yanında susabildiğim ve yanımda susabilen dost silütlerinin varlığına o denli hasretim ki.Sadece varlığımla yüreğimin dilinden anlayabilen ve orada gördüklerini gözleriyle bana aksettirebilen bir dosta öylesine muhtacım ki.Biz bizden çıkmışken,kendi kendimize bu kadar karmaşıkken nasıl yakalarız böyle bir şeyi bilmiyorum. “Sanma ki senden uzağım”diyenler bir gün en derinime girseler de halimi görseler.Acıdan harabeye dönmüş kalbime biraz olsun derman sunabilseler.Yüzüm olanca sevimliliğiyle güldüğü halde kalbim ağlıyorken onun gözyaşlarını durdurabilseler.
Ne kadar acizim Ya Rabbi!Acziyetim dayanılmaz oldu artık. “Ahhh!beni vursalar bir kuş yerine”.Düşse de küçük bedenim toprağa,oracıkta kalakalsam.
Ağlayan Kafe
18 Mart 2008/Salı
Susmak zamanı şimdi..Yağmur olup toprağa karışmak..Sessizlik en güzel sestir duyabilen için..Biraz da sessizliğim konuşsun.Harfsiz bir dil bulalım içimizde..
Bugün en derinimizde bir korkuyu hatırlıyalım istedim.Bütün gün bu korkuyu tüm bedenimizde hissederek geçirelim.Biliyorum ki birçoğunuz bu korkunun ne olduğunu hemen hatırladınız.Bir kısmınız da bu satırları okudukça anımsayacak.Ve belki bazılarınız da yeni tanıyacaksınız bu korkuyu.İlk defa kalbimden geçeni olduğu gibi aktarıyorum sizlere.şimdiye kadar şiirlerimde,yazılarımda hep üstü kapalı bir dil kullandım.Kendimi kastederek işledim o mısraları ama hep bir başkasına olmuş gibiydi yaşananlar.Oysa ki hepsinde ben vardım.Nefsim ve ben!”Bir ben vardır bende, benden içeru” diyen Yunus her kelimemde yanıbaşımdaydı.Bundan sonra da böyle…
Gelelim korkumuzun ne olduğuna:Korkuların en güzeli,en yaşanması gerekeni ve en uyarıcısı olan Allah korkusuna.bugün her şeyden el etek çekip bu korkuyu tadalım,onun üzerinde tefekkür edelim ne dersiniz?Gecemi bu korkuyla geçirdiğim için tüm bunlar…İçimdeki benle dışımdaki benin savaşı…Bu ne büyük savaştır bilir misiniz?Tüm savaşlardan,kanlı eylemlerden hatta ölümle biten savaş hikayelerinden daha tesirli bir savaş!İnsanın kendiyle savaşı!..Yaşamak lazım illa ki.Hataya düştüğümüzde uyarılmak adına yaşamak lazım.Kendimize çeki düzen vermek adına yaşamak lazım.Allah’a dönmek adına yaşamak lazım.Her hücrede o korkuyla irkilmek lazım.
İşte asıl korku bu!Kurban olayım içime bu korkuyu düşürene,Rabbi Zülcelale.Evet bugün masivadan sıyrılıp içimizde bu korkuyu arayalım.Eğer yoksa kendimizden utanalım.dünyanın en kıymetli korkusundan mahrum kalmak bizleri telaşeye düşürsün o zaman.Bilelim ki Allah korkusunun olmadığı her yer aslında kaybedilenlerin yeridir.Doğru ya “Allah’ı bulan neyi kaybeder,Allah’ı kaybeden neyi bulur.”
Söyleyin bakalım Allah’ın muhabbeti kalbimizi,tüm bedenimizi saramazken,ondan mahrumken neyleyelim dünyayı ve onun içindekileri?Varsın birileri bu kalplerimizi görmesin,avaz avaz haykıran sözlerimizi işitmesin,aşikarane ettiğimiz halde görülmesi gerekenleri görmesinler.Allah’ın göstermek istemekdiklerine gizli kalalım zaten.Bırakın onlar kalpleri Allah’ın izin vereceği güne kadar mühürlü kalmaya devam etsin.Biz yeter ki bu korkuyu daima içimizde hissedelim ve kalpleri mühürlü olanlar için dua eyleyelim.Kapanmasın kalplerimiz.Öncelikle de bu kalplerin kapanmaması için kendimizi ıslah etmenin yollarını arayalım.Bu dünyaya niye geldik onu da hatırlıyalım bu arada.
Sahi niye geldik bu dünyaya?Biz kul olduğumuzu çabuk unutur olduk galiba.dünyaya öylesine daldık ki içinden çıkamaz hale geldik.Birileri bizi beğenir mi?nin kaygısına düştük.Bizi herkes beğenmiş,Allah beğenmemiş neye yaradı?Kulluğumuzu da hatırlayalım.Allah’a kul olmak için geldiğimizi unutmayalım.Allah’ın muhabbetiyle şenlendirelim gönüllerimizi.İçimizdeki cennetin farkına varalım.
Ya,Nebi Aleyhisselam!Dünyanın onun yüzü suyu hürmetine yaratıldığını da hatırlayalım.Onun selamını hatırlıyalım.Ondan uzak kaldığımız günlerin hasretiyle yanalım.Onu öyle derinden analım ki sesi kulaklarımızda yankılansın Mina’da,Mescid-i Aksa’da.Sahabeyle sohbetlerine konuk olalım.Utancımızdan bir köşeye kıvrılıp,onun kalpleri hidayete götüren sesiyle can bulalım.
Gelin bugün tefekküre dalalım.Kalplerimizi paslarından arındıralım.Korkuya ayıralım bir günümüzü.Her günümüzü dünyaya fazlasıyla ayırmadık mı?Sırf bir gün Allah korkusuyla yaşıyalım.Bundan sonrasını sizler tamamlayın kalplerinizde.Bana ayrılan süre sona erdi.
Bizleri uyaran yüce korkunun,muhabbetinin tatlılığı ve varlığının huzuru hürmetine Elhamdülillah!
Ağlayan Kafe
02 Mart 2008 Pazar/16:10
« Önceki :: Sonraki »